Bir ‘can’ dostun ardından...
Ayşe Emel Mesci
Son Köşe Yazıları

Bir ‘can’ dostun ardından...

26.02.2024 03:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Mehmet Can” derdim ona. Gerçekten can dosttu. Öyle tuhaf geliyor ki Mehmet Canbolat’ı geçmiş zaman kipiyle anlatmak... Yazdığı “Ben Tarsus” adlı oyundan bir replik düşüyor aklıma: “Hazin bir son. Amansızdır zaman. Beklemez.”

‘ŞEYTAN TÜYÜ’

Çok erken, çok vakitsiz yitirdiğimiz Mehmet Canbolat inanılmaz üretkenliğini hiperaktifliğiyle besleyen, durmadan proje üretip hepsinin peşinden koşan bir sanat, kültür, edebiyat tutkunu ve 50 yıllık gazeteciydi. Gencecik yaşında yerel basında çalışmaya başlamış, sonra dört yıl boyunca “Cumhuriyet”in Adana muhabiri olmuş, 1980’den sonra ise doktorasını yapmak üzere Almanya’ya gitmişti. Yıllarca çeşitli gazetelerin Frankfurt ve Almanya sorumluluğunu, TRT’nin Almanya temsilciliğini yapan Canbolat’ın gerçekleştirdiği en önemli iş, farklı kültürler arasında kurduğu köprü ve üstlendiği kültür elçiliği rolüydü. Frankfurt’a, hatta Almanya’ya Türkiye’den hangi aydın, sanatçı, yazar, çizer gitse Canbolat onun oradaki işini, etkinliğini kendi işi ve etkinliği bilir, her türlü yardımı, tanıtımı yapmaya uğraşırdı. Zaten Mehmet Canbolat ile beni tanıştıran da Turhan Selçuk’un sevgili eşi Ruhan Selçuk olmuştu. Canbolat Almanya’da Turhan Selçuk-İlhan Selçuk kardeşlerin çeşitli etkinliklerini organize etmiş, onları ağırlamış ve arada sağlam dostluk köprüleri kurulmuştu. Onun eksilmeyen dostlar kervanında, Eskişehir’in efsane belediye başkanı Yılmaz Büyükerşen’in de özel bir yeri vardı. Hani bazı insanlar için, “Şeytan tüyü var” denir ya, Mehmet Canbolat bu deyimin adeta vücut bulmuş haliydi. Diyalog kurma yeteneği, hoş sohbeti, geniş ilgi alanları ve hiç eksilmeyen heyecanıyla tanıştığı herkesi etkiler, ardında mutlaka iz bırakırdı. 

PAPA İLE BULUŞMA

Bu özellikleri sayesinde ilginç karşılaşmaların da insanı olmuştu. “Ben Tarsuslu Paulus” diye bir kitap yazmış, sonra da bu kitabı ve “Orada niye Paulus’un bir hemşehri yok?” diye sitem eden mektubunu papaya göndererek Paulus’un 2000. doğum yılı için Vatikan’da düzenlenen törene katılmıştı. O dönemin Tarsus Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz’ı da alıp Vatikan’a gidişleri, yanlarında Tarsus’taki “Paulus’un evi”nden götürdükleri toprak ve su, onları Paulus’un mezarına dökmeleri, hepsi başlı başına bir serüvendi. Başlarından geçenleri öyle bir anlatırdı ki gülmekten kırılırdık. Bence doğuştan oyuncuydu ve bir tiyatro tutkunuydu. Zamanında Devlet Konservatuvarı sınavlarına da girmiş, olmayınca gazeteciliğe yönelmişti. O sınavı öyle bir oynardı ki “Jüri bunu görseydi, biz Türk tiyatrosunu böyle bir yetenekten nasıl mahrum bıraktık diye hayıflanırdı” derdim. 

TARSUS’UN HAS EVLADI

Kendini her şeyden önce “Tarsuslu” diye tanımlardı. Almanya’da yaşadığı Langen kenti ile Tarsus arasında hayata geçirdiği “Kardeş Kent Projesi”nden sonra dönemin Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff’u Tarsus’a götürmüş, “Tarsus’un Fahri Hemşerisi” ilan edilen cumhurbaşkanı “Artık ben de Tarsusluyum” diye demeç vermişti.

Almanya’da Langen Belediyesi Kültür Ödülü, Kreis Offenbach Vilayeti Onur Ödülü gibi çeşitli ödüllerin sahibi olan Canbolat, “Toplum” adlı yerel gazeteyi çıkarmaya devam ediyor, ayrıca YouTube’dan “Toplum24TV” adlı bir kanalla yayın yapıyordu.

2017 yılında, Tarsus sevdasını repliklere döktüğü “Ben Tarsus” oyununu sahneleme olanaklarını araştırmak için buluştuğumuzda Tarsus’u gezdirirken kentin kat kat birikmiş tarihini ve insanlarını nasıl bir bilgi ve sevgiyle anlatmıştı, hiç unutmam. Proje gerçekleşmedi ne yazık ki...

Sana oyunundan bir replikle veda ediyorum Mehmet Can, mezar yerini bile aldığın Tarsus’ta gömülme isteğinin bir gün yerine geleceğini umuyorum can dostum: “Sonunda Tarsus’ta buluştular... Kiminin sandukası burada, kiminin yaşadığı ev ve kuyusu... Ondan da önemlisi zamanın içinden birbirine uzanan elleri, kat kat tarihin içinden yalnızlığı yenen ruhları. Beni anlatıyor onlar... Evet, beni anlatıyor hepsi bugün.”

Yazarın Son Yazıları

Işık, biraz daha ışık

O yıl Doğan Hoca’dan bir gün önce, 21 Eylül 2021’de tiyatro alanından çok değerli bir hocamızı, sevgili Prof. Dr. Hülya Nutku’yu hem de çok vakitsiz yitirmiştik.

Devamını Oku
22.09.2025
Hayatımdaki iki Güney

Gerçekçilik, içtenlik, hayatın sihrini, gizini yakalayıp onu kendi kişisel büyüsünü katarak yeniden yaratmak... Yılmaz Güney’in sinemasının da edebiyatının da en önemli özellikleridir bunlar.

Devamını Oku
08.09.2025
Eğitim ve sanat

Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetin üzerinde yükselmesi gereken dört sütunu, “mektep, iktisat, sanat, imar” diye sıralamıştı. Bu dört sütundan ikisini oluşturan “mektep” ve “sanat” maddelerine yakın tarih içinde bir arada bakıldığında, yani sanatta eğitim ve eğitimde sanat alanlarında nereden nereye geldiğimize bakıldığında umut verici bir tabloyla karşı karşıya olduğumuz söylenemez.

Devamını Oku
18.08.2025
Altmış yıl önce altmış yıl sonra

İzmir’de tam anlamıyla “ağır, koyu bir sıcak” vardı. “Kerbela” oyunu 2 Ağustos tarihinde bir zamanların fuar alanı, günümüzün Kültürpark’ı içindeki açık hava tiyatrosunda oynanacağı için İzmir’deydim.

Devamını Oku
04.08.2025
Hatırlamak bir eylemdir

Ergin Yıldızoğlu, 7 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Faşizm ve kültür” başlıklı önemli bir yazı kaleme aldı.

Devamını Oku
21.07.2025
‘Umutsuz çağın sesi’

'Medea-Material' Romanya'da köklü Sibiu Tiyatro festivalindeydi...

Devamını Oku
30.06.2025