Dr. Murat Erdin: Röportaj Edebiyattır
Konuk Yazarlar
Son Köşe Yazıları

Dr. Murat Erdin: Röportaj Edebiyattır

07.11.2023 18:07
Güncellenme:
Takip Et:

Röportaj bir edebiyat dalı sayılmak ne, röportaj bal gibi edebiyattır. Onu haberden ayıran nitelik onun edebiyat gücüdür” demiştir Yaşar Kemal, 1975 yılında Milliyet Sanat dergisine verdiği bir yanıtta.

Tıpkı Yaşar Kemal gibi dünyanın önemli romancıları aynı zamanda iyi bir röportajcıdır. Gazetecilikten gelen çoğu yazar sonsuz belleklerinde kendi yaptıkları röportajların izini sürer. Hayatları boyunca röportajlarına devam ederler. Yazının da röportajın da beslendiği kaynak insan olduğuna göre röportajın edebiyat olduğunu söylemek yanlış değildir.

Yalnızca bir kişiyle yüzyüze yapılan mülakatlar değildir röportaj. Röportaj tekniğinde derinlemesine görüşme vardır. Konuşulacak kişi veya kişiler hakkında önceden uzun uzun araştırma yapmak, şecerelerini bilmek şarttır. Röportaj yapılacak kişilerin bulunduğu yere gitmek, onların yediği yemeği yemek, içtiği sudan içmek, onlarla aynı havayı solumak sözcükleri canlandırır, okuyan kişinin aynı dünyayı yaşamasını sağlar.

Yaşar Kemal Türkiye’nin sınır illerinde yaşanan kaçakçılık olaylarını anlatabilmek için çalıştığı gazete adına güneye gitmiş, kaçakçılarla tanışmış ve bir kaçakçı gibi üç aydan fazla bir süre onlarla yaşamış, onlarla birlikte mal taşımıştır. Yazarın kaçakçılarla yaptığı röportajlar, okuyan herkesin kaçakçılık gerçeğini ayrıntılarıyla öğrenmesini sağlamış, büyük ustanın olağanüstü üslubuyla kaleme aldığı röportaj yazıları hem gazetecilik hem de edebiyat tarihine geçmiştir. Yaşar Kemal’in “Kaçakçılar Arasında 25 Gün” adını verdiği bu dizi röportajlar 1951 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanmıştır. Onun Van’ın çevre köylerinde yaptığı “Mağara İnsanları” röportajları, çini sanatçısı Füreya Kılıç ile yaptığı kısa ama derinlikli röportaj (1954), Türkiye’nin her yıl cayır cayır yanan-yakılan ormanlarında geçirdiği 50 gün olağanüstü röportaj örnekleridir. (Yaşar Kemal, Röportaj Yazarlığında 60 Yıl, YKY. 2011).

Röportajın genellikle tek bir kişiyle ve sadece önemli şahsiyetlerle yapılabileceği gibi yanlış bir değerlendirme vardır. Oysa röportaj herkesle yapılabilir ve tek bir kişiyle değil bir grup insanla gerçekleştirilebilir. Önemli olan röportaj yapılan kişi veya kişilerin bize bir şeyler anlatıyor olmasıdır. Bir olay, bir yaşanmışlık, bir kahramanlık veya büyük bir mağduriyet. Herkes ve her şey röportajın konusu olabilir. Yapılan görüşmelerin bir ses kayıt cihazı veya bir not defteriyle kayıt altına alınması önemlidir. Aksi halde hem unutulabilir hem de geri dönüp bakmak gerektiğinde kanıtlanması mümkün olmayabilir. Yaşar Kemal, Denizler Kurudu ve Çocuklar İnsandır röportajlarını teype almıştır.

Ernest Hemingway, Jean Paul Sartre, Ehrenburg, Truman Capote, Jack London, Oriana Fallaci, Eduardo Galeano, Aziz Nesin, Sait Faik, Orhan Kemal, Fikret Otyam, Orhan Pamuk aklımıza ilk gelen röportaj yazarlarıdır. Onların tüm kitaplarında önceden yapılmış röportajların izleri vardır. Orhan Pamuk romanlarını yazmadan önce kahramanın mesleğini daha iyi kavrayabilmek ve ruh halini en iyi şekilde yansıtabilmek için meslek erbaplarıyla konuşur, cadde ve sokaklarda yürür. Kar, Kafamda Bir Tuhaflık ve Kırmızı Saçlı Kadın romanları Pamuk’un röportajcılığının ürünleridir.

Sait Faik yazı hayatının bir döneminde adliye muhabirliği yapmıştır. Gazetecilik yıllarında edindiği tecrübeye yazarlığın verdiği gözlem gücünü de katmıştır. Onun 1939’da Yeni Mecmua’da yayımlanan, sonra Şahmerdan öykü kitabında yer alan Projektörcü öyküsü usta işi bir röportaj örneğidir. Vapurun yolunu aydınlatan projektörü tutan adamla yağmur altında yapılan röportajı okuyan herkes ıslandığını ve vapurla birlikte sallandığını hisseder. Öykü bittiğinde siz de vapurla birlikte iskeleye yanaşırsınız. Sait Faik’in tüm öykülerinde denizin kokusunu alabilirsiniz. Yazarın 1950’de Varlık dergisinde yayınlanan Eftalikus’un Kahvesi öyküsü de iyi bir röportaj örneğidir. (Sait Faik Abasıyanık. “Bütün Eserleri” YKY. 2009).

Röportaj konuyu öğrenebilmek için onu yapan kişiyle biraraya gelmek, onunla konuşmak ve nasıl yaptığını öğrenmektir. Balıkçıyla konuşmadan nasıl balık tuttuğunu, tarladaki ırgatla konuşmadan pamuk çuvalının ağırlığını, madenciyle yüzyüze gelmeden alın terini yazamazsınız. Röportajın tekniği insandan öğrendiğini okura aktarmaktır. Son dönemde Türk yazınında röportajlarıyla öne çıkan isimlerden birisi de Rita Ender’dir. Onun Aile Yadigarları, Bir Avazda, Meslekler ve Mekanlar , İsmiyle Yaşamak eserleri iyi röportaj örnekleridir. (İletişim Yayınları).

Röportaj bir yaşam alanıdır. Yazarın nefes aldığı, okurun nefesini tuttuğu yerdir. Bir ülkenin özgür olup olmadığını yapılan röportajlardan da anlayabilirsiniz. Haber saptırılır, dramları ve sevinçleri iletmez, çarpıtmaya ve yönlendirmeye uygundur. Oysa röportaj insanın kendisidir. Onu yönlendiremez, eğip bükemezsiniz.

Röportajcının kaçınılmaz bir gerçeği vardır. Röportaj yaptığı kişi ve kişilerle önünde sonunda arkadaş olmak durumundadır. Böyle olmazsa onlardan istediği yanıtı alamaz. Yaşar Kemal’in kaçakçılarla arkadaş olması gibi Truman Capote da Kansas’taki bir çiftlik evinde aynı aileden 4 kişiyi acımasızca öldüren katillerle arkadaş olmuştur. (Truman Capote. “Soğukkanlılıkla” Sel Yayıncılık, 2019).

Röportajcı karşısındaki en iyi şekilde anlayabilmek için bunu yapmak zorundadır. Sırf bu yüzden röportajcılar cahil çevrelerin hışmına uğrarlar. Katillerin, kaçakçıların, teröristlerin “reklamını yapmakla” suçlanırlar. Oysa okuduğunu anlayan herkes bunun böyle olmadığını bilir.

Svetlana Aleksiyeviç tamamen röportajlara dayanan kitaplarıyla 2015 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. Aleksiyeviç’in tüm kitapları bir röportaj maratonu olarak sözlü tarih özelliği taşıyor. Sıradan insanların acı dolu tecrübelerini onların ağzından dinleyerek kayıt altına alıyor. Bu röportajlar tüm yaşanmışlıkları siyasetçilerin süslü ve manipüle edilmiş beyanlarından değil gerçek muhataplarından aktarıyor. İdeolojilerin paramparça ettiği hayatların hikayesini onun röportajlarıyla öğrenirken yaşanan ıstıraplar karşısında sarsılıyoruz. Yazar, Sovyetler Birliği’nin yıkıldığı ve başka bir ülkenin kurulduğu günleri yaşayan sıradan Ruslarla yaptığı röportajlara “İkinci El Zaman – Kızıl İnsanın Sonu” adını vermiş. Tamamen röportajlardan oluşan kitap, herkesin iyi bir Sovyet – Homo Sovyeticus - olarak yetiştirildiği ama aslında bir hiç haline geldiği ülkenin 1990’lı yıllardaki acıklı halini onların ağzından anlatıyor. Aleksiyeviç 1986’da yaşanan Çernobil nükleer kazasını da yine röportaj tekniğiyle anlatmıştır. (Çernobil Duası, Epsilon Yayınları. 2017.)

İsveç Akademisi yazarın röportajlarıyla “yeni bir edebi tür” yarattığını belirtmiş ve eserlerini “duyguların ve ruhun tarihi” olarak nitelendirmişti. Röportaj iyi yapıldığı ve doğru sorular sorulduğu zaman Akademi’nin dediği gibi duyguları hiç olmadığı kadar yalın bir halde aktarma gücüne sahiptir. Çoğu insanın röportaj esnasında gözyaşlarını tutamamasının nedeni budur. Bazen yazar da tutamaz kendini, konuşmacısına sarılır, birlikte ağlarlar. Yazar, yazısıyla özdeşleşir.

Ama İsveç Akademisi şurada yanılıyor: Röportaj “yeni bir edebi tür” değildir. Röportaj zaten vardır ve tüm iyi yazarlar zaten iyi röportajcıdır.

Türk yazın dünyasında iyi röportajcılar, iyi yazarlar vardır. Yaşar Kemal ve Sait Faik bunlardan ikisidir. İlginçtir, bu iki yazar röportaj için biraraya gelmiştir. Sait Faik’in Mark Twain onur üyeliğine seçilmesi üzerine Yaşar Kemal kendisiyle bir söyleşi yapmıştır. İki büyük yazarın 1953 yılında yaptıkları röportaj arşivdeki yerinde duruyor.

Röportajcılığın yükselişi zamanın ruhuyla ve kendi zamanını yaşayan insanın doğru anlatılmasıyla ilgilidir. Bu anlatım sadece yazıya, edebiyata ait değildir. Ara Güler dünyanın en iyi foto-röportajcılarından biriydi. Savaş Ay başarılı bir televizyon röportajcısıydı. Duygu Asena adsız kadınların sesiydi. Hepsinin ortak uğraşısı insandır. İnsanı ve insan yaşamını anlatmayan eserlerin edebi nitelikleri daima tartışmalıdır.

Günümüz öykü ve romanlarını, denemelerini hatta televizyon ve radyo programlarını bu gözle okumak ve izlemek sanırım hepimize daha doğru bir değerlendirme açısı sağlayacaktır.

Dr. Murat Erdin

Yazarın Son Yazıları

‘Tanıdık’ oyunlar - İdris Özyol

Antalya Müzesi “çürük” diye yıkılıyor.

Devamını Oku
17.09.2025
Pompeiopolis Müzik Festivali ve 1905 yılında yapılan piyanonun öyküsü: Kastamonu piyanosu -Ersin Antep

Yöresel ürün adlarına şenlik ya da festival yapma, pazarın büyüğünü kurup, eğlenceler düzenleyip ahaliyi birkaç gün eğlendirmekten ibaret oldu. Hatta oralının kültürel durumuna göre düşünülmeyince civar muhitlerden merak edenlerin meydanlara doluşup yerlisinin evden çıkmadığı günler halini aldı. Tek bir soru soralım tüm kamu ve belediye kültür müdürlüğü emekçilerine ve böylece çok daha yol alırız: “Kültür nedir?”

Devamını Oku
09.09.2025
Yanıyoruz (!)

Yangınlar, üç tarafı sularla kaplı güzel Türkiye’mizi, iklim değişikliğinden kaynaklı güneş insanlarımızı, pahalılık cebimizi yakıyor.

Devamını Oku
30.07.2025
Bir tiyatro devinin vedası... - ZEHRA İPŞİROĞLU

Tiyatronun dönüştürücü gücüne inanan Claus Peymann Viyana Burg Tiyatrosu ve Berlin Berliner Ensemble’de yıllarca süren yöneticiliği ve sahnelediği birbirinden etkileyici oyunlarla bir döneme damgasını vurdu.

Devamını Oku
22.07.2025
Sutopunda devrim! - Aybars Kuday

Yıl 2013. Avrupa Şampiyonası’nda Milli Sutopu Takımımız farklı mağlup olmuş. Başlıklar acımasızdı...

Devamını Oku
09.07.2025
Güney Koreli seramikçi Kim Yongmoon, vatanı olarak gördüğü Türkiye’de toprağa verildi

Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü’nde 2010 yılından beri ders veren Güney Koreli seramikçi Kim Yongmoon bir süredir mücadele ettiği kansere yenik düşerek yaşamını yitirdi. Türkiye’yi vatan belleyen Yongmoon vasiyeti üzerine Karşıyaka Yabancılar Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Devamını Oku
07.07.2025