AYM’ye güvenebilir miyiz? - Çetin DOĞAN
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

AYM’ye güvenebilir miyiz? - Çetin DOĞAN

11.09.2023 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Anayasa Mahkemesi (AYM), 28 Şubat davası kapsamında adil yargılama hakkımızın ihlal edildiğine dair yaptığımız kişisel müracaatı reddetti. Bu suretle AYM, derece mahkemesinin 54. Erbakan hükümetinin 18 Haziran 1997 tarihinde tarafımızca cebir ve şiddet kullanılarak ıskat edildiği yönündeki kararını da onaylamış oldu. AYM’nin oyçokluğu ile verdiği bu ret kararı, gündemin yoğunluğundan olsa gerek, kamuoyunda neredeyse hiç tartışma konusu yapılmadı.  

Aslında, AYM kararına muhalefet şerhi koyan başkan yardımcısı Hasan Tahsin Gökcan’ın “Karşı Oy Gerekçesi” tek başına AYM kararın çarpıklığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle 91 sayfalık, büyük bir bölümü 28 Şubat iddianamesi ve derece mahkemesinin gerekçeli kararından kopyala/yapıştır yöntemiyle oluşturulmuş AYM metninin tamamını irdelemeye gerek duymuyorum. Bunun yerine söz konusu kararda yer alan ve “hükme esas alınmış” tek bir belgenin çarpık değerlendirilmesi ve bu belgeye ilişkin perdelenmiş gerçekleri açıklamakla yetineceğim. 

AYM kararının 170. maddesinde bizim ortaya koyduğumuz kanıtlara dayalı değerlendirmelere niçin itibar edilmediği açıklanmıştır:

“AYM, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddiaları, bir bütün olarak adil yargılanma kapsamında olan hakkaniyete uygun yargılama hakkı çerçevesinde değerlendirilmiştir.” 

Başvurumuzun “adil yargılanma kapsamında olan hakkaniyete uygun yargılama hakkı çerçevesinde” değerlendirdiği iddiasının ne ölçüde gerçeği yansıttığını irdelemeye başlayalım:

AYM Kararının 50. maddesinde (Sayfa 22) 16 Nisan 1997 tarihli “Laiklik Aleyhtarı Faaliyetler” konulu belge yer almakta ve belgenin hükme esas alındığı belirtilmektedir. Bu belge gerçek olup imza yetkileri ile ilgili yönerge kapsamında Genelkurmay Harekât Başkanı olarak benim tarafımdan imzalanmıştır. Bu belge, hükme esas alınan diğer belgelerle de bağlantılı olduğu için söz konusu değerlendirmelerin gerçeklere ne kadar aykırı olduğu alenen ortaya çıkacaktır.

Belgenin içeriği MİT tarafından gönderilen bir bilgi notu ile ilintilidir. MİT bilgi notunda, haber kaynağını belirtmeksizin “camilerde TSK aleyhinde vaaz verildiği” yolundaki duyumlarını bildirmiş, bunu yaparken bilgi notunun mahkemede belge/kanıt olarak kullanılamayacağı şerhini de düşmüştür. MİT'in bilgi notunda haber kaynağının belirtilmemesi, teyit ihtiyacını doğurmuştur. İmzamın bulunduğu belge ise bu bilgi notunun içeriğinin teyidi amacıyla garnizon komutanlıklarına gönderilen belgedir. 

AYM kararında bu belgenin hangi birimlerden dava dosyasına girdiği ve belge içeriği ayrıntısıyla yer almaktadır. Ancak AYM, bu bilgilere dayanarak son derece özgün bir “değerlendirme” ile bu belgeyi atılı suçla ilişkilendirmeyi başarmıştır. Karardan aynen alıntılıyorum (AYM kararı, sayfa 23-24): 

Silahlı kuvvetlerin bilgi sahibi olmasının bazı faaliyetlerde caydırmada cüret ve cesaretlerini kırma bakımından etkisi olacağı, silahlı kuvvetlerin boş durmadığını, herhangi bir duruma karşı da tepki göstereceğini bilmeleri gerektiği, bu yazının demokratik bir yazı olup kim ne yapıyor, ediyor bunları bilme ülkenin birlik ve bütünlüğünü koruma yönündeki bir vazifemizin bir neticesi olduğu yönündeki belgeyi irade beyan ederek imzalayan sanığın savunmasına anayasadan kaynaklanmayan yetkinin kullanılması nedeniyle itibar edilmemiştir.

Öncelikle AYM’nin “irade beyanı” olarak nitelediği bu özgün değerlendirmeye dayanak teşkil edebilecek, bana atfedilen herhangi bir konuşma ya da belgenin dava dosyasında kesinlikle bulunmadığını belirteyim. İşin skandal olarak nitelenebilecek yanı, bu sözler 05-07 Mart 2003 tarihleri arasında icra edilen 1. Ordu Plan Seminerinde yaptığım ve Balyoz Kumpas davasında atılı suç ile ilişkilendirilen konuşmadan çarpıtılarak alıntılanmıştır. AYM’nin 28 Şubat davasıyla ilgisi olmayan Balyoz davasının dosyasındaki ifadeleri “ödünç alarak” 28 Şubat davası kapsamında irade beyanı olarak değerlendirmesi en temel hukuk prensiplerine aykırıdır. 

Bilineceği üzere, Balyoz davasında hak ihlalleri olduğu yönündeki 18 Haziran 2014 tarihli AYM kararından sonra, dava İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görüldü ve bütün sanıklar beraat etti. Yukarıda alıntı yaptığım AYM kararındaki “değerlendirme” ile ilişkisinin açıkça görülmesi için, İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Balyoz davasındaki gerekçeli kararından bir kesiti buraya olduğu gibi taşıyorum: 

Sanık Çetin Doğan’ın seminer konuşmalarında ‘Yo yo durmayın, bilgi sahibi olmamızın, bazılarının bazı faaliyetlerde caydırmada etkisi olur. Yani silahlı kuvvetler olarak bazı bilgiler istenilmesi, bazı şeyleri şey yapılması, insanların bilgi alması bu adamların cüret ve cesaretlerini kırma bakımından şeyler olur’ şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmıştır. Sanığın hükümeti eleştiren bu sözleri seminerin amacını aşan sözler olsa da bu sözlerin sanığın darbe hazırlığı yaptığı anlamına gelmeyeceği, sanığın darbe hazırlığı yapması halinde konuşmasında belirttiği gibi caydırıcılıktan söz etmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı düşünülmüştür.

Özet olarak, tarafımdan 2003’te sarf edilen bu sözler, Balyoz davasında atfedilen suça kanıt görülmemişken aynı sözler 28 Şubat davasındaki hak ihlallerini inkâr edebilmek için, 1997’de imzaladığım bir belge için AYM tarafından “irade beyanı” olarak kullanılmıştır. 

Konu ettiğimiz belgeyle devam ederek savunmalarımızda ve dava dosyasında yer alan çok önemli bilgi ve kanıtların AYM kararında nasıl perdelendiğine örnek vermek istiyorum. Aktaracağım üzere, “Laiklik Aleyhtarı Faaliyetler” belgesine ilişkin hukuken önemli bilgiler AYM kararında eksiktir. Açıklık getireyim:

Söz konusu belge 1997 yılında bir şekilde Yeniden Doğuş Partisi lideri H. Celal Güzel’in eline geçmiş, akabinde 28 Temmuz 1997 tarihinde Güzel, diğer kimi belgelerle birlikte “TSK’nin bazı yetkililerinin anayasal düzeni cebren yıkmaya teşebbüs ettikleri” iddiası ile Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne suç duyurusunda bulunmuştur. Konu ettiğimiz “Laiklik Aleyhtarı Faaliyetler” belgesinin yanı sıra, Nisan 1997 Tarihli “Batı Harekât Konsepti” 29 Nisan 1997 tarihli “Batı Çalışma Grubu Rapor Sistemi” ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nca yayımlanan 5 Mayıs 1997 tarihli “Batı Çalışma Grubu Bilgi İhtiyaçları” belgeleri bu suç duyurusunda kanıt olarak sunulmuştur. Bu belgeler 28 Şubat davasında da hükme esas olarak alınmıştır. 

Dönemin Ankara DGM Savcısı söz konusu belgeler üzerinde araştırma yapmış, bilirkişi tespit ederek Genelkurmay Başkanlığı ile yazışmalarda bulunmuştur. Genelkurmay Başkanlığı, Nisan 1997 tarihli “Batı Harekât Konsepti” konulu belgenin 29 Temmuz 1997 tarihi itibarıyla (yani Erbakan’ın istifasından bir ayı aşkın kadar süre sonrasında) taslak olarak bulunduğunu DGM savcılığına gönderdiği cevabi yazısında belirtilmiştir. DGM savcısı soruşturma sonucunda 4 Ağustos 1997 tarihinde aşağıda özetlediğim şekilde “Takipsizlik Kararı” vermiştir: 

  • “211 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu 35. maddesinde “Silahlı kuvvetlerin vazifesi Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş bulunan Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamaktır” denilmektedir.
  • Laik, demokratik devlet düzeni büyük Atatürk’ün kutsal bir emanetidir. Bu emaneti korumak Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikte Türküm diyebilen herkesin görevidir.
  • Batı Çalışma Grubu illegal faaliyet gösteren bir yapılanma değildir. Varlığı ve amacı çok önceden kamuoyuna açıklanmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri ve Batı Çalışma Grubu devletimizin anayasal düzenini yıkmak amacıyla değil, tamamen tersine nitelikleri anayasamızın 2. maddesinde belirtilen demokratik, laik, sosyal hukuk devletini korumak amacıyla çalışmalar yapmıştır.”

Takipsizlik kararı, 28 Şubat iddianamesinin ve nihayetinde AYM kararının hukuki dayanağını ortadan kaldırmaktadır. Zira bu kararla ihbarcı H. Celal Güzel’in dilekçesine eklediği yukarıda belirtilen belgelerde suç unsuru bulunmadığı mahkeme kararı ile kesinleşmiştir. Bu suretle AYM kararında yer alan başta “anayasadan kaynaklanmayan yetkinin kullanılması” olmak üzere, “Batı Çalışma Grubu (BÇG) çalışmalarının hükümetten gizli yürütüldüğü ve bilgi verilmediği, meşru bir zemini bulunmadığı”ve “BÇG’nin hükümete karşı yürütülen faaliyetlerin odak noktası olduğu” yolundaki ön kabullerinin temelsiz olduğu da ortadadır. 

Suç unsuru içermediği kesinleşen DGM kararı ile aklanan bu belgeler, ıslak imza içermeyen sahte belgelerle birlikte harmanlanarak bir CD’ye kaydedilmiş ve 28 Şubat davasının soruşturması başlatılmıştır. Balyoz davasından da aşina olduğumuz üzere kimi orijinal belgeler esas alınarak suç içeren belgeler üretilmiştir. Örneğin, yukarıda adı geçen ve 29 Temmuz 1997 tarihi itibarıyla taslak olduğu sabit olan Batı Harekât Konsepti isimli belge, her nasılsa soruşturmaya esas olan CD’den 6 Mayıs 1997 tarihli ve tahrif edilmiş olarak çıkmıştır! Benzer şekilde CD’deki sahte belgeler “gelecekten” izler taşımaktadırlar. Sözde 1997 tarihli 28 Şubat belgelerinde, her nasılsa 2002’de uygulanmaya başlanan “Evrak Güvenlik Numarası” bulunmaktadır.  

Tekrar davadaki usul hatasına dönecek olursak DGM’nin kesinleşen kararına rağmen, bu belgelerin kanıt olarak gösterildiği 28 Şubat iddianamesi kabul edilmiş, yapılan itirazlara karşılık kapatılan “özel yetkili” Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi “bu eksikliğin kovuşturmanın her aşamasında giderilmesi mümkün olduğu” gerekçesi ile hukuksuz yargılamayı sürdürmüştür. İtirazların devamı üzerine mahkeme, DGM’ler tarafından verilen “kovuşturmaya yer olmadığı kararı” ve kesin hükmün kaldırılması için; kapatılan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yeni delillerin ortaya çıktığı gerekçesiyle talepte bulunmuş ve bu talep 19 Temmuz 2013 tarihinde kabul edilmiştir. FETÖ iltisaklı olduğu için üyelerinin tamamının hüküm giydiği 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 1309 sayfadan oluşan iddianameyi, dava dosyasında mevcut on binlerce belgeyi tam bir günde “inceleyerek” karar vermiş olduğunu da burada belirtelim. Bu kararla usul hatası giderilmiş olduğu kabullenilse bile, DGM kararıyla suç unsuru olmadığı kesinleşen belgelerin, 16 sene sonra 28 Şubat davasında çarpık değerlendirmelerle atılı suç için dayanak yapılmasının hukuksuz olduğu izahtan varestedir. Bütün bu bilgiler dava dosyasındaki savunma ve verilen dilekçelerde mevcut olmakla beraber, konuya AYM kararında hiç değinilmemiştir.

Sonuç olarak, AYM kararında hükme esas alınan bir tek belgenin irdelenmesinin, iplik söküğü gibi davanın çözülmesine, zihinlerde oluşabilecek soruların giderilmesine yardımcı olacağını umuyorum. Bu aşamada bize düşen görev, yalın gerçeğin üstünün örtülmesine izin vermemek için tarihe not düşerek gerçeğin tescilini sağlamaktır. Anayasamıza göre kararları iç hukukumuzun üzerinde kabul edilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) de bu tescili yapacağına inanıyorum. Esasen aşağıda alıntısını yaptığımız, AYM Başkan Yardımcısı Hasan Gökcan’ın söz konusu kararda yer alan “Karşı Oy Gerekçesi” verilen hükmün bütününün hukuksuzluğunu yeterince ortaya koymaktadır:

A. Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi İhlal Edildiği İddiası Yönünden

Bu başlıkta yer alan hak ihlali konusunda diğer iki başvurucuya ilişkin karara koyduğu muhalefet şerhine atıfta bulunulmuştur. Bu ilkenin ihlalini özünü değiştirmeden sadeleştirerek özetleyelim:

Bilindiği gibi anayasanın 38. maddesinde düzenlenen kanunilik ilkesi; “Hiç kimsenin kanunla düzenlenmeyen ve karşılığında bir ceza öngörülmeyen fiilden yargılanmaması, cezalandırılmaması” anlamı taşımaktadır. Bu yönüyle, yerel mahkeme kararı ve Yargıtay onayı, “Kanunilik ve Hukuki Öngörülebilirlik” ilkelerine açıkça aykırıdır. Dava dosyasında, başvurucunun bir fiilinden kaynaklı olarak 54. hükümetin görevi bırakmak zorunda kaldığına, üyelerinin cebir ya da şiddete maruz kaldığına dair bir delil yoktur. Hükümet 18 Haziran 1997 tarihinde ıskat edilmemiş, istifa etmiş, yeni hükümet kuruluncaya kadar (30 Haziran 1997) görevine devam etmiş, Resmi Gazetede yayımlanan kararnameler imzalamış, TBMM açık kalmış, hiçbir kimse tutuklanmamıştır.

B. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkı ile Gerekçeli Karar Hakkının ihlal edildiği Yönünden:

“Başvurumuzda yer alan, CD5’in içerisindeki belgelerin sahte olduğu, bilirkişi raporlarının ve dönemle ilgili tanıklık yapan milletvekillerinin anlatımlarına itibar edilmediği yolundaki iddialarımızın gerekçeli kararda tartışılmadığı”

    • “CD5’e kaydedilmiş 1997 yılı tarihli belgelerin üzerinde ‘Evrak Güvenlik Numarasının’ kaşelendiğini, oysa Gnkur. Başkanlığı’nın resmi yazısında Evrak Güvenlik Numarası uygulamasının 05.11.2002 tarihinde başlamış olduğunun belirlendiğini,”
    • İddianamede aslının “Adli Emanette” olduğu belirtilen “Batı Harekât Konsepti” adlı belgenin duruşmada getirildiğinde fotokopi olduğunun görüldüğü, sahteciliğin araştırılması isteminin kabul edilmediği,” 
    • Sincan’da yürütülen tankların hükümetle bağlantısını kuracak delillerin gösterilmediği, hükümetin istifası sürecinde cebir ve şiddet kullanıldığını gösteren bir delil bulunmadığı yönündeki iddiaların mahkeme kararında ve kanun yolu incelemesinde yeterince cevaplanmadığı”
    • “Bilirkişi raporunda ve uzman mütalaasında CD’den elde edilen delillerin güvenirliklerinin şüpheli olduğu kanaati belirtilmiştir. Yerel mahkemenin CD içerisindeki bilgilerin doğruluğunu, “bir defada yazdırıldığı ve sonradan ekleme çıkarma yapılmadığı” yönündeki değerlendirmeye dayandırmıştır. Fakat bu değerlendirme söz konusu belgeler üzerindeki sahtecilik şüphesini kaldırmaya yetmemektedir. Gerekçeli karar ve Yargıtay onama kararında başvurucunun iddialarına karşılayacak tartışma ve gerekçe yer almamaktadır.
    “Sonuç olarak mahkemeler söz konusu belgeleri hükme dayanak yapmıştır. Bu durum yargılamanın hakkaniyetini zedelediği gibi gerekçeli karar hakkını da ihlal eder niteliktedir. Belirtilen nedenlerle başvurucunun hakkaniyete uygun yargılama hakkı ile gerekçeli karar hakkının ihlale dildiği kanısındayım.

Sanırım yukarıda alıntısını yaptığım “Karşı Oy Gerekçesi” sadece AYM’nin kararının değil, en tepedeki yargı erkinin içine bulunduğu acıklı durumu da ortaya koymaktadır. 25.08.2023

NOT: Bu yazıda ortaya konan gerçeklerin belgeleri tıpkı-çekim olarak eklerde yer almaktadır.

ÇETİN DOĞAN

EMEKLİ ORGENERAL

Yazarın Son Yazıları

Mimar Sinan ve Selimiye’nin öyküsü - A. Celal Binzet

Ahmet Taner Kışlalı, 22 Ağustos 1999 günlü Cumhuriyet gazetesindeki “Fils de…” başlıklı yazısında bir anısını aktarmıştı.

Devamını Oku
04.10.2025
Bir ülke kendi sofrasını kuramazsa - Gülay Ertürk

Bir ülke gıdasını başka ülkelerin insafına bıraktığında, bağımsızlığını da yitirir.

Devamını Oku
03.10.2025
Bahçeli’nin söylemleri ve bir çözümleme - Ülgen Zeki Ok

Türkiye’nin çözülmesi en güç politikacısı olan Bahçeli’yi çözmeye başlamıştım ki Türkgün gazetesinde üç gün boyunca Türkiye-Rusya-Çin (TRÇ) ittifakı konusunda söylediklerini okuyunca, yeni bir düğüm oluştu.

Devamını Oku
02.10.2025
Kamuda liyakat, toplumda nitelik - Sıtkı Ergüney

Dost, düşman tüm dünyanın tanıdığı, takdirle andığı Gazi Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’nın ardından kurulacak yeni Türk devletinin;

Devamını Oku
01.10.2025
AKP, sandık ve demokrasi - Doğan Ergenç

Demokrasinin iki temel niteliği vardır: Bunlardan biri çok partili seçimlerdir; diğeri ise bireylerin doğuştan sahip oldukları temel hak ve özgürlüklerin güvence altında olmasıdır.

Devamını Oku
30.09.2025
Yurtsever bir polis: Cevat Yurdakul - Okan Toygar

“Yıllar sonra hatırlayıp utanacak çocuklarımız Cesaret sayıldığını doğruluk denen şeyin” Yevgeni Yevtuşenko

Devamını Oku
30.09.2025
Nükleer silahsızlanma, BM ve Gazze - Prof. Dr. Ülkü Sarıtaş

Belli konularda toplumsal farkındalık yaratmak ve toplumu bilgilendirmek için özel günler saptanıp ilgili kurumlar ve kişiler tarafından günün önemine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamalar yapılır.

Devamını Oku
29.09.2025
Kaynak yoksulluğu mu, ekonomik büyüme mi? - Halit Payza

Erdoğan-Trump buluşmasında ABD’nin Çin’e olan mineral bağımlılığının azaltılmasına yönelik Eskişehir Beylikova’daki Florit Barit ve Nadir Toprak Elementleri Tesisi’nde bulunan nadir toprak elementleri konusunun gündeme gelmesi yeni sömürgecilik olarak nitelendirilebilir.

Devamını Oku
29.09.2025
Kerim Afşarsız tiyatromuz - Günay Güner

Yıllar önce onu yitirdiğimizde daha 72 yaşındaydı Kerim Afşar.

Devamını Oku
27.09.2025
Otizm ve Amerikan siyasetinin günah keçisi arayışı - Ömür Tanyel

Otizmin nedenleri üzerine yürüyen tartışmalar bilimsel veriden çok siyasetin gölgesinde şekillenmeye başladı

Devamını Oku
27.09.2025
Dil bayramının 93. yılı - İsmail Özcan

26 Eylül 1932'de Dolmabahçe Sarayı’nda Atatürk’ün başkanlığında toplanan ilk Türk Dil Kurultayı’nın tarihi Türk Dil Bayramı olarak kabul edilmiştir.

Devamını Oku
26.09.2025
Seçimle gelen muhalif, tutuklamayla gidemez - Kerem Donat

Türkiye’de son dönemin manzarası, vicdan sahibi herkesi derinden yaralıyor.

Devamını Oku
26.09.2025
Ulus devletlerin tasfiyesi ve hedefteki CHP - Murat Fatih Ülkü

Önce bir ABC ile başlayalım.

Devamını Oku
25.09.2025
Tarafsız yargılama ve yaşam hakkı - Doğan Soyaslan

Osmanlı İmparatorluğu I. Dünya Savaşı’nı kaybeden ülkeler arasındaydı.

Devamını Oku
24.09.2025
Türkiye’de motosiklet sorunu nasıl çözülür? - Dr. Suat Sarı

Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de 7 milyon İstanbul’da 900 bin motosiklet mevcut.

Devamını Oku
23.09.2025
Yerel yönetim reformları ne anlatıyor? - Doç. Dr. Ozan Zengin

AKP döneminin en önde gelen reform gündemlerinden biri yerel yönetimler oldu.

Devamını Oku
23.09.2025
Fazla çalışma süresi - Mahmut Esen

Kamu personelinin ücretli fazla çalışma yapması konusu; 657 sayılı DMK, Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun, Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu, Fazla Çalışmanın Uygulama Esaslarını Gösterir Yönetmelik vb. mevzuatta düzenlenmiştir.

Devamını Oku
18.09.2025
Yaklaşan su krizi ve kullanım hakkı - Çağatay Güler

12 Nisan 2023 tarihli Cumhuriyet’te toplumun su gereksiniminden yola çıkarak su kıtlığını çoktan başladığını ve giderek artacağını belirtmeye çalışmıştık.

Devamını Oku
18.09.2025
CHP kurultaylarının iptaline yönelik girişimler - Hüseyin Özkahraman

Türkiye, bir kez daha hukuk ve siyaset arasındaki o ince çizginin nasıl zorlandığına, hatta aşıldığına tanıklık ediyor.

Devamını Oku
18.09.2025
Kiynikçilik ve hedoistlik arasındaki denge: Stoacılık - Ahmet Özer

Stoacılar, Hedonistler ile Kiynikçilerin arasında bir yerde dururlar.

Devamını Oku
17.09.2025
Geçmişteki Türkiye’yi özlemek - Erol Ertuğrul

AKP bir süredir güzel yurdumuz için “yeni Türkiye” diye bir söylemi sürdürüyor.

Devamını Oku
17.09.2025
Adana’dan Silivri’ye uzun yürüyüş - Ziya Yergök

CHP Adana Gençlik Kolları’ndan dokuz gencin 9 Ağustos Cumartesi günü “Adana tutsak edilemez, Adana haksızlığa boyun eğmez” diyerek başlattıkları Adana’dan Silivri’ye “özgürlük ve adalet yürüyüşü” bugün CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in de katılımıyla Silivri’de son buluyor.

Devamını Oku
17.09.2025
Türk vatandaşlığı tanımı - Prof. Dr. Hikmet Sami Türk

Son zamanlarda siyasi liderlerin yaptıkları konuşmalarda Türk milletini oluşturan etnik gruplardan söz etmeleri dikkat çekicidir.

Devamını Oku
16.09.2025
Tarihsel yol ayrımı - Aydın Öncel

MHP liderinin, partisinin grup toplantısında yaptığı sürpriz çağrı ve terör örgütü PKK’nin sembolik silah bırakmasıyla yeni çözüm süreci ivme kazandı.

Devamını Oku
16.09.2025
Babailerden Mustafa Kemal’e Anadolu gerçeği

Anadolu’yu yurt edinen Oğuz Türkmenlerinin yaşadıkları olaylar aleviliğin ve Anadolu’nun tarihinde önemlidir.

Devamını Oku
15.09.2025
Otoriteryen kişilik ve Murtaza

Değerli Veysel Batmaz “13 Derste Otoriteryen Kişilik” (Beyaz Baykuş Yay.) kitabında “Murtaza”yı konu alarak otoriteryen kişiliği işliyor.

Devamını Oku
15.09.2025
'Su'da risk krize dönmesin! - Dursun Yıldız

Türkiye’nin su altyapısı, su yönetimi anlayışı ve su kullanım alışkanlıklarındaki yetersizlikler 2 yıl üst üste gelen kuraklığı kaldıramıyor.

Devamını Oku
13.09.2025
Neme lazım! - Yalçın Özkütük

Bu yazıda ülkenin içerisinde bulunduğu “Ortaçağ - Ortadoğu karanlığı”nın nedenlerine dair tespit yapmaktan ziyade çözüm çabasındaki bir eksikliğe değineceğiz.

Devamını Oku
13.09.2025
Hukuk mahkemeleri YSK yerine karar verebilir mi? - Hamdi Yaver Aktan

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na (SPK) göre siyasi partilerin genel merkez, il ve ilçe organları ile il kongresi ve büyük kongre seçimleri yargı gözetiminde yapılır (m.21/1).

Devamını Oku
12.09.2025
45. yılında darbenin acı mirası - Mahmut Aslan

İnsanlık tarihi açısından kısa, bireylerin yaşamı açısından ise uzun bir zaman önce, bu topraklarda yaşanan 12 Eylül 1980 darbesi, yalnızca bir dönemin değil, bugünkü Türkiye’nin siyasal, toplumsal ve ekonomik yapısının da temelini oluşturdu.

Devamını Oku
12.09.2025
Mavi Vatan ve uçak gemisi - Nejat Eslen

Çağdaş devletler silahlı kuvvetlerin kuvvet yapısı ve silah sistemi gereksinimlerini realist ve sistematik değerlendirmeler sonunda belirlerler.

Devamını Oku
11.09.2025
İstanbul’da su sorunu yok ama... - Bekir S. Kocazeybek

İstanbul, resmi olarak 16 milyonluk nüfusu ve giderek artan günlük ortalama 3.5 milyon m3/gün su tüketimi ile en çok su stresi yaşayan kentlerimizden biridir.

Devamını Oku
11.09.2025
9 Eylül’ün anlamı CHP 106 yaşında - Mehmet Alev Coşkun

9 Eylül 1922, emperyalist işgal güçlerinin Batı Anadolu’dan temizlendikleri ve Kuvayı Milliye ordularının İzmir’e girdiği gündür.

Devamını Oku
10.09.2025
Karma eğitimden vazgeçilemez - Mustafa Gazalcı

1970’li yıllarda Denizli Kız Meslek Lisesi’nde çalıştım.

Devamını Oku
10.09.2025
9 Eylül’de İzmir’de taçlanan zafer - Doğu Silahçıoğlu

Türklerin son yurdu Anadolu toprakları; 1914-1918 Birinci Paylaşım Savaşı sonrasında “Mondros Ateşkesi” (30 Ekim 1918) kararları uyarınca İngiliz, Fransız, İtalyan kuvvetleri tarafından işgal edilmiş; ülke halkı esir alınmış; ardından Yunan kuvvetleri İzmir’e çıkmıştı (15 Mayıs 1919).

Devamını Oku
10.09.2025
9 Eylül 1922: Türk ulusunun zaferi - Doç. Dr. HÜNER TUNCER

Mevcut iktidarın Cumhuriyet tarihimizi değiştirme çabaları özellikle son yıllardaki uygulamalarla yaşama geçirilmektedir.

Devamını Oku
09.09.2025
Kurtuluşun ve kuruluşun kenti: İzmir - Dr. Cemil TUGAY

İzmir’in işgalden kurtuluşunun 103. yılını, büyük bir gurur ve heyecanla karşılıyoruz.

Devamını Oku
09.09.2025
45. Asliye Hukuk Mahkemesi kararı üzerine... 6–7 Eylül 1955 ve kültürel bellek - Prof. Dr. Doğan Soyaslan

Siyasi partiler demokratik siyasi yaşamın vazgeçilmez unsurlarıdır. Daha iyi bir yaşam için halka sorunları ve çözüm önerilerini anlatır, halkın iradesi ile iktidara gelir ve giderler. Her durumda özgürlükçü ve hukuk güvenliğine dayanan siyasi rejimden vazgeçemezler. Aksi halde meşruiyetlerini kaybederler.

Devamını Oku
08.09.2025
Yetenek taraması sorunu - Meriç Erdağlı

Yetenek, sporcular arasındaki farkı belirleyen en önemli unsurdur. Gurur duyacağımız başarıların temelinde yetenek yatar. Türk milli sporcular tartışmasız halkımızın gurur kaynağıdır. Ancak günümüzde, özellikle son yapılan 2024 Paris Yaz Olimpiyatları sonuçlarıyla da görüldüğü üzere, Türkiye’nin spor alanındaki başarıları çoğu farklı ülkelerin sporcularına kıyasla yetersiz kalmıştır.

Devamını Oku
08.09.2025
6–7 Eylül 1955 ve kültürel bellek- Berna Özyurt

6–7 Eylül 1955 olayları, Türkiye tarihinin en acı kırılmalarından biri olarak anımsanıyor. 6 Eylül 1955’te Ata’mızın Selanik’teki evine saldırı olduğuna ilişkin haber yayılıyor, bu haber büyük bir kaosa neden oluyor, sonrasında haberin asılsız olduğu ortaya çıkıyor. Fakat kısa süre içinde olanlar oluyor. Organize edilmiş bir grubun yönlendirdiği saldırılar iki gün boyunca İstanbul’u sarıyor.

Devamını Oku
08.09.2025