Doğumun Önündeki Demir Kapılar: Bir Tutuklunun İnsan Hakkı - Dr. Barkın Asal
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Doğumun Önündeki Demir Kapılar: Bir Tutuklunun İnsan Hakkı - Dr. Barkın Asal

30.07.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Image

Edward Munch’ın “Çığlık” tablosu. 

Görselliğin sözü ele geçirdiği bir çağda yaşıyoruz. O yüzden bu satırları okuyanların tamamının, kim tarafından yapıldığını veya ismini bilmese de Edward Munch’un “Çığlık” isimli tablosunu hayatında en az bir kez gördüğüne eminim. Söz konusu tablonun ilk isminin “Doğanın Çığlığı” olması bir yana, öncü bir sanat eseri olarak nitelendirilmesinin altında aslında duymamıza imkan olmayan bir çığlığı iliklerimize kadar hissettirmesi yatıyor. Bugün ise tam tersi bir dünya ile karşı karşıyayız: Etrafımızdan o kadar çok çığlık yükseliyor ki ben/liğimizi-cilliğimizi koruyabilmek için sözü duymazdan geliyoruz. Görsellik hep galebe çalıyor. Söze maruz kalmaktansa görüntüyü seçiyor, hatta bazen görüntü içinde olmayı daha çok tercih ediyoruz.  

Kişi olarak bu durumdan ben de müstesna değilim. Çığlık, 20 yıldan fazla bir süredir tanıdığım bir arkadaşımdan gelmeseydi tahminen ben de duymayacaktım. İBB İmar ve Daire Başkanı Ramazan (Gülten), 30 Nisan 2025 tarihinden beri tutuklu; hakkındaki ithamı, kendisinin ve avukatlarının savunmalarını çeşitli internet sayfalarında okumuşsunuzdur. Ben ise bu sözü, tutuklu olan arkadaşımın hukuki bir hakkını kaybetmemesi ve bu konuda ilgililerin bir şey yapması için kullanmak istiyorum. Ramazan, Sulh Ceza Mahkemesi tarafından tutuklandığında, Eşi Pınar altı aylık hamileydi; eşinin yaşadığı gebelik de tıbben “riskli gebelik” olarak adlandırılıyordu. Bu, annenin, fetüsün veya yenidoğanın yaşamını ve sağlığını tehlikeye sokan, hastalık ve ölüm oranını arttıran, fizyolojik ve psikososyal bir durum şeklinde tarif ediliyor. Haliyle Ramazan eşinin yanında olmak ve çocuğunu dünyaya geldiğinde görebilmek için hukuki bir mücadele başlattı: Avukatları aracılığıyla soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı’na, kendisi de Marmara Kapalı İnfaz Kurumu’na, ardından Adalet Bakanlığı’na mazeret izni almak için başvuruda bulundu; bu aşamada soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı “Mevzuat gereği tale[bi] red”ederken İnfaz Kurumu da “Yönetmelikte mazeret izni yazabilecek durumlar arasında doğum yoktur” gerekçesine dayandı.

Evet, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun “Tutukluların Yükümlülükleri(?)” yan başlıklı 116. maddesinin üçüncü fıkrasında “…, eş, kardeş, … birinin yaşamsal tehlike oluşturacak önemli ve ağır hastalık hâllerinin bulunduğunun sağlık kurulu raporu ile belgelendirilmesi durumunda tutukluya, soruşturmanın veya kovuşturmanın selameti ve güvenlik bakımından sakınca oluşturmaması koşuluyla … izin verilebilir.” denmektedir. Madde neredeyse kelimesi kelimesine aynı şekilde, hükümlülerle alakalı olmak üzere Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmeliğin 114. maddesinin üçüncü fıkrasının b) bendinde; Hükümlü ve Tutuklulara Yakınlarının Ölümü veya Hastalığı Nedeniyle Verilebilecek Mazeret İzinlerine Dair Yönetmeliğin 6. maddesinin ikinci fıkrasında da tutuklulara özgülenmiş bir biçimde tekrar edilmiştir. Mevzuatı bu şekilde ayrıntılı aktarmamın sebebi, her iki makamın da hukuki tartışmayı riskli gebeliğin “önemli ve ağır hastalık” tanımına girip girmediğine irca ettiğini göstermek içindir. Savcı ve İnfaz Kurumu İdarecileri “riskli gebelik”in kendisi bir patoloji olmadığı için, istenmeyen muhtemel neticelere gözlerini kapamış gözükmektedirler ya da daha kötüsü ihtimallerden birisinin tecessüm etmesini beklemektedirler. Ancak kanunların lafızları dışında bir de ruhları vardır. 

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Avrupa Cezaevi Kurallarına Dair Üye Devletlere Rec(2006)2-rev Sayılı Tavsiye Kararının 1  “Dış Dünya ile Temas” başlıklı 24. maddesi, yukarıda bahsedilen mevzuatımızdaki hükümlerin ilham kaynaklarından biri olup bu maddenin yedinci fıkrası “Eğer koşullar elveriyorsa, bir mahpusun yalnız başına veya görevli eşliğinde hasta bir yakınını görmesine, bir cenaze törenine katılmasına veya diğer insanî sebeplerle cezaevinden çıkmasına izin verilmelidir.” şeklindedir. Tadil edilmiş şerhinde ise “İnfaz Kurumu İdareleri 24. maddenin yedinci fıkrasında öngörüldüğü üzere bütün hükümlü ve tutuklulara insanî sebeplerle izin vermeyi özellikle göz önünde bulundurmalıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, hiçbir kaçma şüphesi bulunmayan bir tutuklunun, yakınının cenaze törenine katılmak için cezaevinden çıkmasına izin verilmesi gerektiği belirtmiştir (Bakınız Ploski v. Polonya, başvuru no: 26761/95, 12.11.2002). Ailevi sebepler (örneğin bir çocuğun doğumu), bir mahpusun hapishaneden çıkmasını gerekçelendiren insanî bir sebeptir." 2 denmektedir. Yaptığımız araştırmaya göre bugüne kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne hak ihlali konusu olarak böyle bir vaka gelmemesine rağmen 3, tavsiye kararı ve şerhine, ayrıca ailenin korunması ve özel hayatın gizliliği açılarından daha önce verilen cenazelerle ilgili kararlara bakılınca, Strasbourg Hakimlerinin bir insanın ölümüyle (yaşamın sonu) bir çocuğun doğumunu (yaşamın başlangıcı) aynı şekilde değerlendireceğine çok şüphe duymamak iktiza eder. Bu açıdan mevzuatın yetersizliği gerekçesi, bu özel ve aile hayatına saygı hakkına yönelik müdahalenin demokratik toplum düzenin gereklerine uygunluğu pek ileri sürülemeyecektir. Keza, infaz kurumundaki personel azlığı da böyle bir durumu açıklamak için kâfi değildir. Nitekim mahpus yakınlarının vefatı sebebiyle taziye taleplerinin reddi konusunda Anayasa Mahkemesinin de bir içtihat oluşturduğunu hatırlatmak yerinde olacaktır. 4   

Yasakoyucunun Avrupa’da kabul gören ölçütlere göre mazeret izinleri konusunda aşırı bir sınır getirmiş olduğu bir üst paragrafta verilen bilgilerle böylece açığa çıkmış durumdadır. Ancak ele alınan vakada ortada “riskli gebelik” durumunun bulunuyor olması, çocuk dünyaya geldikten sonra da yenidoğanın babasıyla hemen ilk temasının sağlanması gerekliliği kanun hükmünün geniş olarak yorumlanmasına iznin vermektedir. Unutulmaması gereken nokta, temel hak ve özgürlük ihlallerinin önüne geçilmesinin Strasbourg Mahkemesinden önce ulusal makamların hukuki sorumluluğunda olduğudur. İdari ve yargı makamlarının böyle açık bir hak ihlalinin önüne geçebilmek için hâlâ vakitleri ve hukuki imkânları vardır.  

Son sözü umut söyler. Bu satırlar tamamlandığında Maya dünyadaki ilk saatlerini yaşıyordu. Umarım ailesiyle sağlıklı, uzun bir ömrü olur. Umarım söz duyulur!

 

  1. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Avrupa Cezaevi Kurallarına Dair Üye Devletlere Rec(2006)2-rev Sayılı Tavsiye Kararı, (çevrim içi) https://rm.coe.int/cm-revision-of-epr-01072020-tr/1680a09978 (26.07.2025)
  2. Commentaire revisé relatif à la recommandation CM/REC(2006)2 du comité des ministres aux États Membres sur les règles penitentiaires européennes, (çevrim içi) https://rm.coe.int/commentaire-revise-relatif-a-la-recommandation-2066-2-sur-les-regles-p/16808ae504, 26.07.2025. (Çeviri yazar tarafından yapıldı).
  3. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin önümüzdeki konuyla birçok açıdan farklılığı olsa da, bence en yakın kararı Alexandru Enache v. Romanya davasıdır (IV. Daire, Başvuru:16986/12, 3.10.2017). Alexandru Enache Bükreş’teki ilk derece mahkemesi tarafından mahkum edildiğinde, daha bir haftasını doldurmamış bir çocuk babasıydı. Çocuğu altı buçuk aylıkken Bükreş İstinaf Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararını onadı ve Enache cezaevine girdi. Enache gördüğü kötü muamele haricinde, Rumen hukuk mevzuatına göre bir yaşını doldurmamış çocuk sahibi annelerinin işledikleri suçlar nedeniyle aldıkları cezaların infazını erteletebileceklerine dair hüküm dolayısıyla ayrımclığa uğradığını iddia etti. Mahkeme bu iddiayı, kadın mahkumların cezasının ertelenmesinin doğrudan gerçekleşmediği, yerel mahkemelerin bu yöndeki talepleri ayrıntılı olarak inceledikten sonra bu durumu haklı çıkaracak bir unsur bulunmadığında aksi yönde karar alabildiğini, Romanya mevzuatının ceza ertelenmesi için başka imkanlar da sağladığını kaydederek reddetti. Mahkeme hükmünü verirken ayrıca Rumen Hükümetinin doğumdan sonraki ilk bir yıldaki çocuk ile anne arasındaki özel bağ argümanını dikkate almış, anneliğin korunması için özel tedbirler alınması bu açıdan ölçülü olduğunu düşünmüştür. Ancak söz konusu kararın beşe karşı iki oyla alındığının, Hakim Pinto de Albuquerque ve Bošnjak’in müşterek muhalefet şerhlerinin de çocuğun üstün yararına ve çocukların bir yaşına kadar sadece anne ile kurdukları değil, babalarıyla da kurdukları bağın da önemine dikkat çektiğinin belirtilmesi gerekir. Bunu şöyle de okuyabiliriz: Birkaç yıl sonra çocuğun üstün yararı ilkesi bağlamında, mahpus annelere tanınan haklara benzer haklar belki mahpus babalara da tanınabilir. 
  4. Bunlardan bir kısmı için bk. Anayasa Mahkemesi, Ömer Tekin Başvurusu, Başvuru No: 2021/18518, 14.05.2025; Bila Karakurt ve Abdurrahim Metin Başvurusu, 2020/26165, 17.9.2024; Mehmet Balaban Başvurusu, Başvuru No:2020/7697, 20.06.2023; Ahmet Kolakan Başvurusu, 2020/12197, 16.03.2023.

Yazarın Son Yazıları

Mimar Sinan ve Selimiye’nin öyküsü - A. Celal Binzet

Ahmet Taner Kışlalı, 22 Ağustos 1999 günlü Cumhuriyet gazetesindeki “Fils de…” başlıklı yazısında bir anısını aktarmıştı.

Devamını Oku
04.10.2025
Bir ülke kendi sofrasını kuramazsa - Gülay Ertürk

Bir ülke gıdasını başka ülkelerin insafına bıraktığında, bağımsızlığını da yitirir.

Devamını Oku
03.10.2025
Bahçeli’nin söylemleri ve bir çözümleme - Ülgen Zeki Ok

Türkiye’nin çözülmesi en güç politikacısı olan Bahçeli’yi çözmeye başlamıştım ki Türkgün gazetesinde üç gün boyunca Türkiye-Rusya-Çin (TRÇ) ittifakı konusunda söylediklerini okuyunca, yeni bir düğüm oluştu.

Devamını Oku
02.10.2025
Kamuda liyakat, toplumda nitelik - Sıtkı Ergüney

Dost, düşman tüm dünyanın tanıdığı, takdirle andığı Gazi Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’nın ardından kurulacak yeni Türk devletinin;

Devamını Oku
01.10.2025
AKP, sandık ve demokrasi - Doğan Ergenç

Demokrasinin iki temel niteliği vardır: Bunlardan biri çok partili seçimlerdir; diğeri ise bireylerin doğuştan sahip oldukları temel hak ve özgürlüklerin güvence altında olmasıdır.

Devamını Oku
30.09.2025
Yurtsever bir polis: Cevat Yurdakul - Okan Toygar

“Yıllar sonra hatırlayıp utanacak çocuklarımız Cesaret sayıldığını doğruluk denen şeyin” Yevgeni Yevtuşenko

Devamını Oku
30.09.2025
Nükleer silahsızlanma, BM ve Gazze - Prof. Dr. Ülkü Sarıtaş

Belli konularda toplumsal farkındalık yaratmak ve toplumu bilgilendirmek için özel günler saptanıp ilgili kurumlar ve kişiler tarafından günün önemine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamalar yapılır.

Devamını Oku
29.09.2025
Kaynak yoksulluğu mu, ekonomik büyüme mi? - Halit Payza

Erdoğan-Trump buluşmasında ABD’nin Çin’e olan mineral bağımlılığının azaltılmasına yönelik Eskişehir Beylikova’daki Florit Barit ve Nadir Toprak Elementleri Tesisi’nde bulunan nadir toprak elementleri konusunun gündeme gelmesi yeni sömürgecilik olarak nitelendirilebilir.

Devamını Oku
29.09.2025
Kerim Afşarsız tiyatromuz - Günay Güner

Yıllar önce onu yitirdiğimizde daha 72 yaşındaydı Kerim Afşar.

Devamını Oku
27.09.2025
Otizm ve Amerikan siyasetinin günah keçisi arayışı - Ömür Tanyel

Otizmin nedenleri üzerine yürüyen tartışmalar bilimsel veriden çok siyasetin gölgesinde şekillenmeye başladı

Devamını Oku
27.09.2025
Dil bayramının 93. yılı - İsmail Özcan

26 Eylül 1932'de Dolmabahçe Sarayı’nda Atatürk’ün başkanlığında toplanan ilk Türk Dil Kurultayı’nın tarihi Türk Dil Bayramı olarak kabul edilmiştir.

Devamını Oku
26.09.2025
Seçimle gelen muhalif, tutuklamayla gidemez - Kerem Donat

Türkiye’de son dönemin manzarası, vicdan sahibi herkesi derinden yaralıyor.

Devamını Oku
26.09.2025
Ulus devletlerin tasfiyesi ve hedefteki CHP - Murat Fatih Ülkü

Önce bir ABC ile başlayalım.

Devamını Oku
25.09.2025
Tarafsız yargılama ve yaşam hakkı - Doğan Soyaslan

Osmanlı İmparatorluğu I. Dünya Savaşı’nı kaybeden ülkeler arasındaydı.

Devamını Oku
24.09.2025
Türkiye’de motosiklet sorunu nasıl çözülür? - Dr. Suat Sarı

Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de 7 milyon İstanbul’da 900 bin motosiklet mevcut.

Devamını Oku
23.09.2025
Yerel yönetim reformları ne anlatıyor? - Doç. Dr. Ozan Zengin

AKP döneminin en önde gelen reform gündemlerinden biri yerel yönetimler oldu.

Devamını Oku
23.09.2025
Fazla çalışma süresi - Mahmut Esen

Kamu personelinin ücretli fazla çalışma yapması konusu; 657 sayılı DMK, Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun, Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu, Fazla Çalışmanın Uygulama Esaslarını Gösterir Yönetmelik vb. mevzuatta düzenlenmiştir.

Devamını Oku
18.09.2025
Yaklaşan su krizi ve kullanım hakkı - Çağatay Güler

12 Nisan 2023 tarihli Cumhuriyet’te toplumun su gereksiniminden yola çıkarak su kıtlığını çoktan başladığını ve giderek artacağını belirtmeye çalışmıştık.

Devamını Oku
18.09.2025
CHP kurultaylarının iptaline yönelik girişimler - Hüseyin Özkahraman

Türkiye, bir kez daha hukuk ve siyaset arasındaki o ince çizginin nasıl zorlandığına, hatta aşıldığına tanıklık ediyor.

Devamını Oku
18.09.2025
Kiynikçilik ve hedoistlik arasındaki denge: Stoacılık - Ahmet Özer

Stoacılar, Hedonistler ile Kiynikçilerin arasında bir yerde dururlar.

Devamını Oku
17.09.2025
Geçmişteki Türkiye’yi özlemek - Erol Ertuğrul

AKP bir süredir güzel yurdumuz için “yeni Türkiye” diye bir söylemi sürdürüyor.

Devamını Oku
17.09.2025
Adana’dan Silivri’ye uzun yürüyüş - Ziya Yergök

CHP Adana Gençlik Kolları’ndan dokuz gencin 9 Ağustos Cumartesi günü “Adana tutsak edilemez, Adana haksızlığa boyun eğmez” diyerek başlattıkları Adana’dan Silivri’ye “özgürlük ve adalet yürüyüşü” bugün CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in de katılımıyla Silivri’de son buluyor.

Devamını Oku
17.09.2025
Türk vatandaşlığı tanımı - Prof. Dr. Hikmet Sami Türk

Son zamanlarda siyasi liderlerin yaptıkları konuşmalarda Türk milletini oluşturan etnik gruplardan söz etmeleri dikkat çekicidir.

Devamını Oku
16.09.2025
Tarihsel yol ayrımı - Aydın Öncel

MHP liderinin, partisinin grup toplantısında yaptığı sürpriz çağrı ve terör örgütü PKK’nin sembolik silah bırakmasıyla yeni çözüm süreci ivme kazandı.

Devamını Oku
16.09.2025
Babailerden Mustafa Kemal’e Anadolu gerçeği

Anadolu’yu yurt edinen Oğuz Türkmenlerinin yaşadıkları olaylar aleviliğin ve Anadolu’nun tarihinde önemlidir.

Devamını Oku
15.09.2025
Otoriteryen kişilik ve Murtaza

Değerli Veysel Batmaz “13 Derste Otoriteryen Kişilik” (Beyaz Baykuş Yay.) kitabında “Murtaza”yı konu alarak otoriteryen kişiliği işliyor.

Devamını Oku
15.09.2025
'Su'da risk krize dönmesin! - Dursun Yıldız

Türkiye’nin su altyapısı, su yönetimi anlayışı ve su kullanım alışkanlıklarındaki yetersizlikler 2 yıl üst üste gelen kuraklığı kaldıramıyor.

Devamını Oku
13.09.2025
Neme lazım! - Yalçın Özkütük

Bu yazıda ülkenin içerisinde bulunduğu “Ortaçağ - Ortadoğu karanlığı”nın nedenlerine dair tespit yapmaktan ziyade çözüm çabasındaki bir eksikliğe değineceğiz.

Devamını Oku
13.09.2025
Hukuk mahkemeleri YSK yerine karar verebilir mi? - Hamdi Yaver Aktan

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na (SPK) göre siyasi partilerin genel merkez, il ve ilçe organları ile il kongresi ve büyük kongre seçimleri yargı gözetiminde yapılır (m.21/1).

Devamını Oku
12.09.2025
45. yılında darbenin acı mirası - Mahmut Aslan

İnsanlık tarihi açısından kısa, bireylerin yaşamı açısından ise uzun bir zaman önce, bu topraklarda yaşanan 12 Eylül 1980 darbesi, yalnızca bir dönemin değil, bugünkü Türkiye’nin siyasal, toplumsal ve ekonomik yapısının da temelini oluşturdu.

Devamını Oku
12.09.2025
Mavi Vatan ve uçak gemisi - Nejat Eslen

Çağdaş devletler silahlı kuvvetlerin kuvvet yapısı ve silah sistemi gereksinimlerini realist ve sistematik değerlendirmeler sonunda belirlerler.

Devamını Oku
11.09.2025
İstanbul’da su sorunu yok ama... - Bekir S. Kocazeybek

İstanbul, resmi olarak 16 milyonluk nüfusu ve giderek artan günlük ortalama 3.5 milyon m3/gün su tüketimi ile en çok su stresi yaşayan kentlerimizden biridir.

Devamını Oku
11.09.2025
9 Eylül’ün anlamı CHP 106 yaşında - Mehmet Alev Coşkun

9 Eylül 1922, emperyalist işgal güçlerinin Batı Anadolu’dan temizlendikleri ve Kuvayı Milliye ordularının İzmir’e girdiği gündür.

Devamını Oku
10.09.2025
Karma eğitimden vazgeçilemez - Mustafa Gazalcı

1970’li yıllarda Denizli Kız Meslek Lisesi’nde çalıştım.

Devamını Oku
10.09.2025
9 Eylül’de İzmir’de taçlanan zafer - Doğu Silahçıoğlu

Türklerin son yurdu Anadolu toprakları; 1914-1918 Birinci Paylaşım Savaşı sonrasında “Mondros Ateşkesi” (30 Ekim 1918) kararları uyarınca İngiliz, Fransız, İtalyan kuvvetleri tarafından işgal edilmiş; ülke halkı esir alınmış; ardından Yunan kuvvetleri İzmir’e çıkmıştı (15 Mayıs 1919).

Devamını Oku
10.09.2025
9 Eylül 1922: Türk ulusunun zaferi - Doç. Dr. HÜNER TUNCER

Mevcut iktidarın Cumhuriyet tarihimizi değiştirme çabaları özellikle son yıllardaki uygulamalarla yaşama geçirilmektedir.

Devamını Oku
09.09.2025
Kurtuluşun ve kuruluşun kenti: İzmir - Dr. Cemil TUGAY

İzmir’in işgalden kurtuluşunun 103. yılını, büyük bir gurur ve heyecanla karşılıyoruz.

Devamını Oku
09.09.2025
45. Asliye Hukuk Mahkemesi kararı üzerine... 6–7 Eylül 1955 ve kültürel bellek - Prof. Dr. Doğan Soyaslan

Siyasi partiler demokratik siyasi yaşamın vazgeçilmez unsurlarıdır. Daha iyi bir yaşam için halka sorunları ve çözüm önerilerini anlatır, halkın iradesi ile iktidara gelir ve giderler. Her durumda özgürlükçü ve hukuk güvenliğine dayanan siyasi rejimden vazgeçemezler. Aksi halde meşruiyetlerini kaybederler.

Devamını Oku
08.09.2025
Yetenek taraması sorunu - Meriç Erdağlı

Yetenek, sporcular arasındaki farkı belirleyen en önemli unsurdur. Gurur duyacağımız başarıların temelinde yetenek yatar. Türk milli sporcular tartışmasız halkımızın gurur kaynağıdır. Ancak günümüzde, özellikle son yapılan 2024 Paris Yaz Olimpiyatları sonuçlarıyla da görüldüğü üzere, Türkiye’nin spor alanındaki başarıları çoğu farklı ülkelerin sporcularına kıyasla yetersiz kalmıştır.

Devamını Oku
08.09.2025
6–7 Eylül 1955 ve kültürel bellek- Berna Özyurt

6–7 Eylül 1955 olayları, Türkiye tarihinin en acı kırılmalarından biri olarak anımsanıyor. 6 Eylül 1955’te Ata’mızın Selanik’teki evine saldırı olduğuna ilişkin haber yayılıyor, bu haber büyük bir kaosa neden oluyor, sonrasında haberin asılsız olduğu ortaya çıkıyor. Fakat kısa süre içinde olanlar oluyor. Organize edilmiş bir grubun yönlendirdiği saldırılar iki gün boyunca İstanbul’u sarıyor.

Devamını Oku
08.09.2025