Yine ve Yeniden "Ethem" Meselesi - Prof. Dr. Şaduman HALICI
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Yine ve Yeniden "Ethem" Meselesi - Prof. Dr. Şaduman HALICI

13.09.2021 06:00
Güncellenme:
Takip Et:

Ethem, yine ve yeniden bir ziyaretle kamuoyunun gündemine alındı. Yine ve yeniden iade-i itibarı istendi ve yine siyasetin malzemesi olarak kullanıldı. Tıpkı Milli Mücadele günlerinde olduğu gibi hep kullanılan olmayı sürdürüyor. Kuşkusuz bu onun kökeni ile anılmasından kaynaklanıyor. Bunda ise tarihçilerin, gazetecilerin, siyasetçilerin velhasıl onu “Çerkes Ethem” diye anan herkesin payı var. Oysa bir hainin milliyeti, dini, mezhebi yoktur. Hain haindir.

Yine de konuyu gündeme taşıyarak bana bu yazıyı yazma gerekçesi yaratanlara teşekkür ederim. Zira yılmadan gelecek kuşaklarımıza Ethem gibi hainleri anlatmalıyız ki ihaneti yaşamadan önlemini alabilelim. İnönü’nün dediği gibi “Eğer bir memlekette erbabı namus, laakal eşirra kadar sabur olmazsa o memleket behemehal batar”.

GELELİM ETHEM VE İHANETİNE…

Şunu hemen vurgulayayım. Bu cümleleri yazarken ve bundan sonra yazacaklarımda belgelerim Türk istihbarat görevlilerinin o günlerde tuttuğu notlar, sürgünde Ethem’in çevresinde yaşayan ancak Türkiye’ye muhbirlik yapan firariler ile bizzat Ethem’in dostlarına yazdığı mektuplardır.

Ethem cahildir. Cehaletle yan yana yaşayan kaba kuvveti daha ortaokul yıllarında kullanmaya başlamıştır. Bu nedenle okuldan atılmış, liseyi bile bitirememiştir. Gençliğe adım attığı yıllarda ağabeyleri sayesinde Teşkilat-ı Mahsusa bünyesinde Birinci Dünya Savaşı’na katılmış, sonra memleketi Bandırma’ya dönmüş yağma, gasp, soygun olaylarına karışarak eşkıya olarak tanınmış, hükümet tarafından takibe alınmıştır. Onu bu durumdan kurtaran Milli Mücadele’nin başlaması olmuştur. Kâzım Özalp, Bekir Sami Günsav ve Rauf Orbay’ın girişimleriyle bu onurlu mücadeleye katılarak aklanmıştır. Aklanmıştır ama uslanmamıştır.

Salihli’de cephesini kurduğunda Yunan’la savaşmak yerine bölgedeki diğer komutanları sindirip kendi egemenliğini kurma mücadelesi vermiştir. Anzavur İsyanı başlayınca da bu isyanı bastırmak bahanesi ile Salihli’den uzaklaştırılmıştır.

Bu uzaklaştırma aslında Ethem’in kahramanlığa yürüyüşünün ilk adımı olmuştur. Gerçekten 1919 yılı sonundan 1920 yılı eylül ayına değin çıkan hatta Ankara’yı bile tehdit eden ayaklanmaları ardı ardına bastırarak kahraman sıfatının içini doldurmuştur. Bu başarıları o gün olduğu gibi bugün de inkâr edilmemektedir. Ancak bu başarıların gerisinde Ethem’in karanlık bir yüzü ve yaptığı kritik hatalar vardır. 

KAHRAMANLIKTAN ASİLİĞE

İlki, daha Mayıs 1920’de TBMM’nin kararlarını yok sayan bir tutumla İstanbul hükümetine, işgal komutanlarına ve padişaha yazdığı ancak Ali Fuat Paşa’nın devreye girmesiyle Mustafa Kemal’den bile saklanan mektuplarıdır. Düşünün bir kere bu günlerde TBMM İstanbul ile her türlü haberleşmeyi kesmiştir. Haberleşenleri de vatan haini sayacağını ilan etmiştir.

Padişaha yazılan mektup önemlidir. Padişaha sadakatinden bahsetmektedir ki aynı günlerde Damat Ferit Milli Mücadele’ye katılımları önlemek için sivil ve askerlere “sadakatname” adını verdiği yemin metinlerini göndermiştir.

İkincisi, Yozgat İsyanı’nı bastırması istendiğinde nazlanması, o yoklukta milislerinin atlı arabalarla sevkinde diretmesidir.

Üçüncüsü, isyan ertesinde Yahya Galip (Kargı) Bey’i idam etmek istemesi, Mustafa Kemal reddedince şiddetini ona yöneltmesidir.

Dördüncüsü, düzenli orduya katılmak istemediği için sırf bir ara formül olarak bulunan ve milislerine muvazzaf askerlerden bile daha fazla maaş ve ayrıcalık öngören seyyar jandarma olmaya karşı çıkmasıdır.

Beşincisi, Albay Fahrettin (Altay) ve Albay Refet’in (Bele) komutanlıktan alınmasını istemesidir. Bilinenin aksine Ethem’in hedefinde başlangıçta Albay İsmet yoktur. Onunla mücadelesi Kasım 1920’de başlayacaktır.

Altıncısı ve kanımca en önemlisi düzenli ordunun kuruluş çalışmaları sürerken yapılan Gediz Muharebesi’dir. Albay İsmet ve Mustafa Kemal Paşa’nın karşı çıkmalarına rağmen Ethem, Ali Fuat Paşa’yı ikna etmiş, o da ısrar edince Gediz’deki Yunan tümenini atmak için saldırı onaylanmıştır. Ne var ki Ethem ve Kuvayı Seyyare’si muharebede üzerine düşen görevi yapmadığı gibi Ethem ortadan kaybolmuştur. Amacı kurulmakta olan düzenli ordunun hiçbir işe yaramadığını göstermektir.

Elimizdeki belgeler Ethem’in daha o günlerde Yunan tarafı ile de görüşmeye başladığı konusunda ipuçları vermektedir. Ali Fuat Paşa’nın cephe komutanlığından alınıp sessiz sedasız elçiliği kabul ederek Moskova’ya gitmesi de Gediz’de yaşananlar yüzündendir. 

BU GİRİŞİMLER ETHEM’İ HAİN YAPAR MI?

Hayır! Gediz de dahil 1920 yılı sonuna değin Ethem’in bu tavırları yalnızca isyan olarak nitelendirilebilir. Eğer uzlaşmış olsalardı belki aktif olarak mücadelede değerlendirilmeyebilirlerdi ancak ortadan kaldırılmaları gibi bir durum da söz konusu olmazdı. Zira Mustafa Kemal Paşa onlara bu sözü vermişti. Ethem’in isyana sürüklediği Demirci Mehmet Efe, Parti Pehlivan, Kaplan Naci ve Karakeçili Müfrezesi isyan ettikleri hatta düzenli orduya kurşun sıktıkları halde affedileceklerdi. Ethem bu aşamada henüz kardeşlerine kurşun da sıkmamıştı.

Ne var ki belgeler onun bu hazırlık içinde olduğunu da gösteriyordu. Biz bu belgelere bugün ulaşıyoruz. Ama o günlerde Ethem ve ağabeylerinin yaptığı hazırlıktan Mustafa Kemal’in de Albay İsmet’in de bölgedeki komutanların da haberleri vardır.

Buna karşın Kütahya’ya üst üste gönderilen heyetlerle sorun barışçıl yolla çözümlenmek istenmiş ancak Ethem her uzatılan eli geri çevirmiş, yetinmemiş 29 Aralık 1920 günü TBMM’ye çektiği telgrafla TBMM’ye de hakaret etmiştir. 

ETHEM BU GÜCÜ NEREDEN ALMIŞTIR?

Yunan’dan almıştır. Zira tahtına oturan yeni Kral Konstantin müttefiklerine kendini kanıtlamak için taarruz hazırlığındadır. Ethem de Mustafa Kemal’e karşı harekete geçeceğini İzmir’de Yunan Yüksek Komiseri Stergiadis’e ve Uşak’taki Yunan komutanlara iletmiş, protokolü 2 Ocak 1921’de Reşit imzalamış, protokol gereğince yapılacak harekâtın harita üzerinde işaretlenmesi de aynı gün Ethem’in Yaveri Yüzbaşı Sami ile Yunanlar tarafından belirlenmiştir.

Spridonos, Kannellopoulos, Kontoules gibi “Küçük Asya Harekâtı”nın önemli komutanları da bu bilgileri doğrulamaktadır. Böylece Ethem, Türk ordusunu Yunan’la kıskaca alıp iki ateş arasında imha etme planının bir parçası olmuştur. Planı bozan Albay İsmet, Birinci İnönü zaferini Türk tarihine kazandırırken Albay İzzettin (Çalışlar) ve Albay Refet’in (Bele) çabaları sonucunda Ethem 28 Ocak’ta Yunanlara sığınmıştır. Albay İsmet o günden itibaren Ethem’i “Yorgi” sıfatı ile anmıştır.

ETHEM İZMİR’DE USLU USLU OTURMUŞ MUDUR?

Ethem Yunan Yüksek Komiserliği binasında, kendisi için dayanıp döşenen odada kalmıştır. Gazetelere verdiği beyanatlarla Stergiadis’i, Papulas’ı övmüş, Yunan yönetiminin uygar olduğunu, Müslümanlara adaletli davrandığını söylemekle kalmamış bir de bu nedenle onlara teşekkür etmiştir. Yaralı olduğu için Yunan işgal bölgesinden geçiş izni alarak Almanya’ya gittiği ise tam bir kurgudur. Ethem önce İnönü önlerine yapılan ikinci harekâtta Yunan’a lojistik destek vermiş, ayrıca beyannameler kaleme almıştır. Milislerinin bir kısmı da Yunan ordusu ile Söke-Selçuk-Kuşadası bölgesinde Türklere karşı çarpışmıştır.

Çerkes ırkçılığı yapmaya da bu günlerde başlamıştır. Önce İzmit’te ardından Midilli’de örgütlenip 1921 yılında İzmir’de kongresini yapan Yakındoğu Çerkeslerinin Hukukunu Sağlama Cemiyeti içinde yer almış, liderlik yarışına girmiş, bu amaçla tehdit ve baskı uygulamış ancak Çerkesler onu lider yapmamıştır. Ethem 1922 yılının eylül ayına kadar İzmir’de kalmış, Yunan ordusu ile İzmir’den ayrılmış, Midilli’ye geçmiş, buradan da Kuşçubaşı Eşref ile Almanya’ya gitmiştir. Almanya’ya gidiş amacı da tedavi falan değildir. Amaç, izini kaybettirip İsviçre’ye geçmek, Lozan Barış Görüşmelerine katılan İsmet Paşa’ya suikast düzenlemektir.

Bu amaçla Ermenilerle de işbirliği yapmıştır. İsviçre makamlarının uyanıklığı sonucunda başarılı olamayınca Avrupa’da bir süre dolaşmış, sonra Atina’ya dönmüştür. Burada Yunanlar tarafından kendilerine geniş olanaklar sağlandığını, yüklü miktarda maaş da bağlandığını hatırlatmak isterim. 1925 yılına kadar kaldığı Yunanistan’da özellikle Batı Trakya’dan ve adalardan Türkiye’ye adam geçirerek türlü türlü suikast girişimleri planlamış ama hiçbirinde başarılı olamamıştır. 1925 yılında çıkan Şeyh Sait İsyanı onu birdenbire Kürtçü yapmış, birkaç yoldaşı ile Kürt ayaklanmasına destek vermek üzere Ortadoğu’ya geçmiştir. Böylece Midilli’de İngilizlerle başlayan işbirliğinin etkisi de gün yüzüne çıkmıştır.

ETHEM’İN İHANETİ ORTADOĞU’DA KATLANARAK SÜRMÜŞTÜR

Ortadoğu ayağı Ethem’in lider olma arzusunu gemleyemediğinin örnekleriyle doludur. Kürtçülerle, Kürtçü cemiyetlerle, Taşnak Ermenilerle diyalog halinde olmuş, onların örgütlerine katılmış, Hoybun’u desteklemiştir. 1926-1930 yılları arasında Doğu Anadolu’yu kasıp kavuran ve Ağrı isyanları olarak anılan ayaklanma dalgasında Ethem başaktörlerdendir. İngilizlerle işbirliği gün gibi açıktır. Ortadoğu’da güç mücadelesine giren devletler Ethem’deki liderlik arzusunu görmüşler ve onu kullanmışlardır.

Türkiye’yi hedef alan eylemleri çok yönlüdür. Beyannameleriyle Türk vatandaşlarını özellikle de Çerkesleri Kemalist Türkiye’ye karşı kışkırtmıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ü öldürmek için suikastlar planlamıştır. 1927 Hacı Sami ve 1935 suikast girişimlerinin ardında o vardır. Cumhuriyet’in onuncu yılında kaleme aldığı ve Türk ordusuna “sabık ve sadık bir silah arkadaşınız” sıfatıyla seslendiğini vurguladığı “orduya beyannamesi” ise ihanetin doruk noktasıdır. Türk ordusunu parçalamak istemiş, orduyu darbe yapmaya çağırmıştır.

Aslında çok fazla söze gerek yok. Emperyalizm Ethem aracılığıyla 2016 yılının 83 yıl önceki versiyonunu tezgâhlamak istemiştir. Nihayet Ethem 1937’de Dersim’de patlak veren isyanı da yalnızca beyannameleriyle değil bizzat savaşarak desteklemiştir. Onu destekleyen ülkeler İkinci Dünya Savaşı’nın girdabına düşerken Ethem yalnız kalmış, güçten düşmüş ve 1942 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nden af dileyerek ülkeye dönüş izni istemiştir. Türkiye izin vermemiştir çünkü Türk istihbarat elemanları bu başvurunun iyi niyetli olmadığını belirlemiştir.

Zira Hoybun Cemiyeti ile Taşnak Ermeniler bağımsız bir Kürdistan ve bağımsız bir Ermenistan için yeniden hareketlenmiştir. Nitekim Ethem, içeri giremeyince dışarıda çalışmalarını sürdürmüştür. 5 Nisan 1944 tarihli istihbarat raporuna göre ünlü İngiliz casusu Lawrens’in yetiştirdiği Glob Paşa, 500 İngiliz lirası verdiği Ethem’den, “Kürdistan’da çalışmaya hazırlanmasını” istemiş, Ethem de 21 Eylül 1948’de Amman’da yaşamını yitirinceye değin bu uğurda çalışmıştır.

Saygıdeğer okuyucular, kanımca Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde belli etnik temellere dayanarak örgütlenenlerin, kendi isimlerini duyurmak, kendilerini var edebilmek ve duygusal (!) çıkarlarını sürdürebilmek için bir ulusun birlikte yaşama istencini törpülemeye, köreltmeye yeltenebilmesi, üzerinde dikkatle durulması gereken bir olgudur. Tarihimiz bunun örnekleriyle doludur. Tıpkı 1920’li yıllarda Batı Trakya’da yaşayan Türklerin karşılaştığı güçlükler gibi.

O gün Yunanistan tıpkı Ethem gibi Milli Mücadele’de Yunan ordusuna hizmet edenleri Batı Trakya’ya yerleştirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti devrimlerle çağdaş bir devlet kurma çabası içindeyken Batı Trakya’daki Türkler de Kemalist Türkiye’nin izinden gitmiştir. Ne var ki kendilerini muhafazakâr olarak tanımlayan ama aslında Yunanistan’ın besleyip önemli mevkilere, özellikle Cemaat-i İslamiye gibi vakıfları ellerinde bulunduran örgütlenmelere, eğitim kurumlarına yerleştirdiği bu isimler Batı Trakya Türklerinin haklarını da gasp etmişlerdir.

Hatırlar mısınız, 15 Nisan 2021 günü Yunan Dışişleri Bakanı Dendias basın toplantısında ülkemiz ve ulusumuz adına kabul edilemez açıklamalar yapmıştı. Ertesinde Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan haklı olarak Batı Trakya’daki müftülerin seçimle değil, Yunan hükümetinin atamasıyla işbaşına geldiklerine dikkat çekmiş ve uluslararası ilişkilerde karşılıklılık ilkesini vurgulamıştı. Oysa müftülerin atama ile gelmesi mücadelesini verenlerin başını Yunan’ın beslediği Mustafa Sabri çekmiş, Yunan meclisine on maddelik bir dilekçe bile vermişti. O Mustafa Sabri bugün Türkiye’de eğitim kurumlarının isimlerinde yaşatılmaya çalışılıyor.

Neden? Çünkü tarihimizi bilmiyoruz. Bilmediğimiz için aldanıyoruz, aldandığımız için vatanımızı ve milletimizi ihanet oklarına açık bırakıyoruz. Atatürk’ün vurguladığı gibi “En büyük savaş cahilliğe karşı yapılan savaştır”. Atatürk 19 Ocak 1923 günü İzmit’te yaptığı konuşmada da bugünlere ışık olmuştur:

“Bir arkadaşımız bu memlekete milli mücadelelerimiz esnasında ihanet edenler affa mazhar olabilecekler midir, buyurdular. Hayır efendiler, bu gibi caniler affolunmayacaktır.”

PROF. DR. ŞADUMAN HALICI

Yazarın Son Yazıları

Mimar Sinan ve Selimiye’nin öyküsü - A. Celal Binzet

Ahmet Taner Kışlalı, 22 Ağustos 1999 günlü Cumhuriyet gazetesindeki “Fils de…” başlıklı yazısında bir anısını aktarmıştı.

Devamını Oku
04.10.2025
Bir ülke kendi sofrasını kuramazsa - Gülay Ertürk

Bir ülke gıdasını başka ülkelerin insafına bıraktığında, bağımsızlığını da yitirir.

Devamını Oku
03.10.2025
Bahçeli’nin söylemleri ve bir çözümleme - Ülgen Zeki Ok

Türkiye’nin çözülmesi en güç politikacısı olan Bahçeli’yi çözmeye başlamıştım ki Türkgün gazetesinde üç gün boyunca Türkiye-Rusya-Çin (TRÇ) ittifakı konusunda söylediklerini okuyunca, yeni bir düğüm oluştu.

Devamını Oku
02.10.2025
Kamuda liyakat, toplumda nitelik - Sıtkı Ergüney

Dost, düşman tüm dünyanın tanıdığı, takdirle andığı Gazi Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’nın ardından kurulacak yeni Türk devletinin;

Devamını Oku
01.10.2025
AKP, sandık ve demokrasi - Doğan Ergenç

Demokrasinin iki temel niteliği vardır: Bunlardan biri çok partili seçimlerdir; diğeri ise bireylerin doğuştan sahip oldukları temel hak ve özgürlüklerin güvence altında olmasıdır.

Devamını Oku
30.09.2025
Yurtsever bir polis: Cevat Yurdakul - Okan Toygar

“Yıllar sonra hatırlayıp utanacak çocuklarımız Cesaret sayıldığını doğruluk denen şeyin” Yevgeni Yevtuşenko

Devamını Oku
30.09.2025
Nükleer silahsızlanma, BM ve Gazze - Prof. Dr. Ülkü Sarıtaş

Belli konularda toplumsal farkındalık yaratmak ve toplumu bilgilendirmek için özel günler saptanıp ilgili kurumlar ve kişiler tarafından günün önemine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamalar yapılır.

Devamını Oku
29.09.2025
Kaynak yoksulluğu mu, ekonomik büyüme mi? - Halit Payza

Erdoğan-Trump buluşmasında ABD’nin Çin’e olan mineral bağımlılığının azaltılmasına yönelik Eskişehir Beylikova’daki Florit Barit ve Nadir Toprak Elementleri Tesisi’nde bulunan nadir toprak elementleri konusunun gündeme gelmesi yeni sömürgecilik olarak nitelendirilebilir.

Devamını Oku
29.09.2025
Kerim Afşarsız tiyatromuz - Günay Güner

Yıllar önce onu yitirdiğimizde daha 72 yaşındaydı Kerim Afşar.

Devamını Oku
27.09.2025
Otizm ve Amerikan siyasetinin günah keçisi arayışı - Ömür Tanyel

Otizmin nedenleri üzerine yürüyen tartışmalar bilimsel veriden çok siyasetin gölgesinde şekillenmeye başladı

Devamını Oku
27.09.2025
Dil bayramının 93. yılı - İsmail Özcan

26 Eylül 1932'de Dolmabahçe Sarayı’nda Atatürk’ün başkanlığında toplanan ilk Türk Dil Kurultayı’nın tarihi Türk Dil Bayramı olarak kabul edilmiştir.

Devamını Oku
26.09.2025
Seçimle gelen muhalif, tutuklamayla gidemez - Kerem Donat

Türkiye’de son dönemin manzarası, vicdan sahibi herkesi derinden yaralıyor.

Devamını Oku
26.09.2025
Ulus devletlerin tasfiyesi ve hedefteki CHP - Murat Fatih Ülkü

Önce bir ABC ile başlayalım.

Devamını Oku
25.09.2025
Tarafsız yargılama ve yaşam hakkı - Doğan Soyaslan

Osmanlı İmparatorluğu I. Dünya Savaşı’nı kaybeden ülkeler arasındaydı.

Devamını Oku
24.09.2025
Türkiye’de motosiklet sorunu nasıl çözülür? - Dr. Suat Sarı

Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de 7 milyon İstanbul’da 900 bin motosiklet mevcut.

Devamını Oku
23.09.2025
Yerel yönetim reformları ne anlatıyor? - Doç. Dr. Ozan Zengin

AKP döneminin en önde gelen reform gündemlerinden biri yerel yönetimler oldu.

Devamını Oku
23.09.2025
Fazla çalışma süresi - Mahmut Esen

Kamu personelinin ücretli fazla çalışma yapması konusu; 657 sayılı DMK, Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun, Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu, Fazla Çalışmanın Uygulama Esaslarını Gösterir Yönetmelik vb. mevzuatta düzenlenmiştir.

Devamını Oku
18.09.2025
Yaklaşan su krizi ve kullanım hakkı - Çağatay Güler

12 Nisan 2023 tarihli Cumhuriyet’te toplumun su gereksiniminden yola çıkarak su kıtlığını çoktan başladığını ve giderek artacağını belirtmeye çalışmıştık.

Devamını Oku
18.09.2025
CHP kurultaylarının iptaline yönelik girişimler - Hüseyin Özkahraman

Türkiye, bir kez daha hukuk ve siyaset arasındaki o ince çizginin nasıl zorlandığına, hatta aşıldığına tanıklık ediyor.

Devamını Oku
18.09.2025
Kiynikçilik ve hedoistlik arasındaki denge: Stoacılık - Ahmet Özer

Stoacılar, Hedonistler ile Kiynikçilerin arasında bir yerde dururlar.

Devamını Oku
17.09.2025
Geçmişteki Türkiye’yi özlemek - Erol Ertuğrul

AKP bir süredir güzel yurdumuz için “yeni Türkiye” diye bir söylemi sürdürüyor.

Devamını Oku
17.09.2025
Adana’dan Silivri’ye uzun yürüyüş - Ziya Yergök

CHP Adana Gençlik Kolları’ndan dokuz gencin 9 Ağustos Cumartesi günü “Adana tutsak edilemez, Adana haksızlığa boyun eğmez” diyerek başlattıkları Adana’dan Silivri’ye “özgürlük ve adalet yürüyüşü” bugün CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in de katılımıyla Silivri’de son buluyor.

Devamını Oku
17.09.2025
Türk vatandaşlığı tanımı - Prof. Dr. Hikmet Sami Türk

Son zamanlarda siyasi liderlerin yaptıkları konuşmalarda Türk milletini oluşturan etnik gruplardan söz etmeleri dikkat çekicidir.

Devamını Oku
16.09.2025
Tarihsel yol ayrımı - Aydın Öncel

MHP liderinin, partisinin grup toplantısında yaptığı sürpriz çağrı ve terör örgütü PKK’nin sembolik silah bırakmasıyla yeni çözüm süreci ivme kazandı.

Devamını Oku
16.09.2025
Babailerden Mustafa Kemal’e Anadolu gerçeği

Anadolu’yu yurt edinen Oğuz Türkmenlerinin yaşadıkları olaylar aleviliğin ve Anadolu’nun tarihinde önemlidir.

Devamını Oku
15.09.2025
Otoriteryen kişilik ve Murtaza

Değerli Veysel Batmaz “13 Derste Otoriteryen Kişilik” (Beyaz Baykuş Yay.) kitabında “Murtaza”yı konu alarak otoriteryen kişiliği işliyor.

Devamını Oku
15.09.2025
'Su'da risk krize dönmesin! - Dursun Yıldız

Türkiye’nin su altyapısı, su yönetimi anlayışı ve su kullanım alışkanlıklarındaki yetersizlikler 2 yıl üst üste gelen kuraklığı kaldıramıyor.

Devamını Oku
13.09.2025
Neme lazım! - Yalçın Özkütük

Bu yazıda ülkenin içerisinde bulunduğu “Ortaçağ - Ortadoğu karanlığı”nın nedenlerine dair tespit yapmaktan ziyade çözüm çabasındaki bir eksikliğe değineceğiz.

Devamını Oku
13.09.2025
Hukuk mahkemeleri YSK yerine karar verebilir mi? - Hamdi Yaver Aktan

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na (SPK) göre siyasi partilerin genel merkez, il ve ilçe organları ile il kongresi ve büyük kongre seçimleri yargı gözetiminde yapılır (m.21/1).

Devamını Oku
12.09.2025
45. yılında darbenin acı mirası - Mahmut Aslan

İnsanlık tarihi açısından kısa, bireylerin yaşamı açısından ise uzun bir zaman önce, bu topraklarda yaşanan 12 Eylül 1980 darbesi, yalnızca bir dönemin değil, bugünkü Türkiye’nin siyasal, toplumsal ve ekonomik yapısının da temelini oluşturdu.

Devamını Oku
12.09.2025
Mavi Vatan ve uçak gemisi - Nejat Eslen

Çağdaş devletler silahlı kuvvetlerin kuvvet yapısı ve silah sistemi gereksinimlerini realist ve sistematik değerlendirmeler sonunda belirlerler.

Devamını Oku
11.09.2025
İstanbul’da su sorunu yok ama... - Bekir S. Kocazeybek

İstanbul, resmi olarak 16 milyonluk nüfusu ve giderek artan günlük ortalama 3.5 milyon m3/gün su tüketimi ile en çok su stresi yaşayan kentlerimizden biridir.

Devamını Oku
11.09.2025
9 Eylül’ün anlamı CHP 106 yaşında - Mehmet Alev Coşkun

9 Eylül 1922, emperyalist işgal güçlerinin Batı Anadolu’dan temizlendikleri ve Kuvayı Milliye ordularının İzmir’e girdiği gündür.

Devamını Oku
10.09.2025
Karma eğitimden vazgeçilemez - Mustafa Gazalcı

1970’li yıllarda Denizli Kız Meslek Lisesi’nde çalıştım.

Devamını Oku
10.09.2025
9 Eylül’de İzmir’de taçlanan zafer - Doğu Silahçıoğlu

Türklerin son yurdu Anadolu toprakları; 1914-1918 Birinci Paylaşım Savaşı sonrasında “Mondros Ateşkesi” (30 Ekim 1918) kararları uyarınca İngiliz, Fransız, İtalyan kuvvetleri tarafından işgal edilmiş; ülke halkı esir alınmış; ardından Yunan kuvvetleri İzmir’e çıkmıştı (15 Mayıs 1919).

Devamını Oku
10.09.2025
9 Eylül 1922: Türk ulusunun zaferi - Doç. Dr. HÜNER TUNCER

Mevcut iktidarın Cumhuriyet tarihimizi değiştirme çabaları özellikle son yıllardaki uygulamalarla yaşama geçirilmektedir.

Devamını Oku
09.09.2025
Kurtuluşun ve kuruluşun kenti: İzmir - Dr. Cemil TUGAY

İzmir’in işgalden kurtuluşunun 103. yılını, büyük bir gurur ve heyecanla karşılıyoruz.

Devamını Oku
09.09.2025
45. Asliye Hukuk Mahkemesi kararı üzerine... 6–7 Eylül 1955 ve kültürel bellek - Prof. Dr. Doğan Soyaslan

Siyasi partiler demokratik siyasi yaşamın vazgeçilmez unsurlarıdır. Daha iyi bir yaşam için halka sorunları ve çözüm önerilerini anlatır, halkın iradesi ile iktidara gelir ve giderler. Her durumda özgürlükçü ve hukuk güvenliğine dayanan siyasi rejimden vazgeçemezler. Aksi halde meşruiyetlerini kaybederler.

Devamını Oku
08.09.2025
Yetenek taraması sorunu - Meriç Erdağlı

Yetenek, sporcular arasındaki farkı belirleyen en önemli unsurdur. Gurur duyacağımız başarıların temelinde yetenek yatar. Türk milli sporcular tartışmasız halkımızın gurur kaynağıdır. Ancak günümüzde, özellikle son yapılan 2024 Paris Yaz Olimpiyatları sonuçlarıyla da görüldüğü üzere, Türkiye’nin spor alanındaki başarıları çoğu farklı ülkelerin sporcularına kıyasla yetersiz kalmıştır.

Devamını Oku
08.09.2025
6–7 Eylül 1955 ve kültürel bellek- Berna Özyurt

6–7 Eylül 1955 olayları, Türkiye tarihinin en acı kırılmalarından biri olarak anımsanıyor. 6 Eylül 1955’te Ata’mızın Selanik’teki evine saldırı olduğuna ilişkin haber yayılıyor, bu haber büyük bir kaosa neden oluyor, sonrasında haberin asılsız olduğu ortaya çıkıyor. Fakat kısa süre içinde olanlar oluyor. Organize edilmiş bir grubun yönlendirdiği saldırılar iki gün boyunca İstanbul’u sarıyor.

Devamını Oku
08.09.2025