Bir 1 Mayıs öyküsü*
Özdemir İnce
Son Köşe Yazıları

Bir 1 Mayıs öyküsü*

02.05.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Hey gidi günler! Hâlâ öyle midir acaba? Bir zamanlar 1 Mayıslarda askeriye ve polis teyakkuz halinde olurdu. Asker kışlada, garnizonda teyakkuz halinde beklerdi. Polis ise önleyici tutuklamalar yapar, mimlileri, eski tüfekleri karakollara götürür, 24 saatliğine güvenlik altına alırdı.

1963 yılı 1 Mayıs’ında, Bornova 57. Topçu Er Eğitim Tugayı’nda da subaylar ve astsubaylar tam tekmil alaydaydık. 27 Mayıs’ın getirdiği özgürlük ortamı içinde, bu önlemi eleştirdiğim zaman, bölük komutanı yüzbaşı, “Ne olur ne olmaz!” demişti.

Doğru! Ne olur ne olmaz, bakarsın işçi sınıfı ayaklanır, iktidarı ele geçirirdi.

Gel, o zaman, Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği’ne hesap ver!

Sırası gelmişken Ahmet Mithat Efendi’ye özenip internetten “Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği” hakkında bilgi aktaralım:

“Türkiye’de ilk Komünizmle Mücadele Derneği’nin kuruluş başvurusu Zonguldak’ta 1948 yılında yapılmıştı ve dernek kuruluşuna kadar (gayri resmi olarak) 1950 yılında faaliyete geçmişti ve 1953 yılına kadar çeşitli etkinlikler tertipledi. Kuruluş için ikinci girişim İstanbul’da gerçekleşti. Komünizmle Mücadele Derneği’nin ilk şubesi 7 Aralık 1956 tarihinde İstanbul’da kuruldu ve çalışmalarını 27 Mayıs 1960 sonrasında sona erdirdi. Türkiye çapında CIA destekli sol karşıtı kontrgerilla faaliyetleri etkili bir biçimde sürdüren Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği ise 1963 yılında kuruldu. Derneğin çalışmaları, 1965 yılında genel başkanlığa Toprak Dergisi sahibi İlhan Egemen Darendelioğlu’nun geçmesi ile hızla yaygınlaştı. 1965’te 27 olan şube sayısı kısa sürede 110’a çıktı. 1965 yılından itibaren İzmir, Antalya, Adana, Erzurum, Kars ve Trabzon’da mitingler düzenledi. Fethullah Gülen bu yıllarda Erzurum’da Komünizmle Mücadele Derneği’nin kurucuları arasında idi. Derneğin önde gelen üyeleri, daha sonra İlim Yayma Cemiyeti’nin kuruluşuna da önayak olmuşlardır.”

Bugün 1 Mayıs! Asker ve polis teyakkuz halinde değilse çok üzülürüm.

İktidarlar, işçi sınıfının 1 Mayıslarda ayaklanıp iktidarı ele geçireceğinden hep korkmalı! “Ayaklanma” derken yaptığım metafor, yoksa lümpenlerin sokaklara dökülüp bankaların, işyerlerinin vitrinlerini yere indirmelerinden söz etmiyorum. Benim “ayaklanma” kastım, işçi ve emekçi yığınlarının kendi sınıflarının bilincine erişmesinden ibarettir. O zaman ayaklanır, kendi ayağı üzerinde durur. İşçi sınıfı korku salıyorsa bu korkuyu yaratan “amele”nin birleşik gücüdür: Birliği, sendikası ve partisidir. Birliği, dayanışması, sendikası ve partisi olmayan işçi sınıfına “sınıf” mı denir?

Yıllar önce, yönettiği programda, Dr. Osman Şadi Yenen bana ilginç bir soru sormuştu: “Tarihsel büyük sermaye ile yeni büyük sermayenin laiklik açısından konumlanışı nasıldır?”

Bu ilginç soruyu özetle şöyle yanıtlamıştım:

“Tarihsel büyük sermaye yani burjuvazi dünyanın her yerinde laiktir. Türkiye’de ilk kez bir şey oluyor: Yeni büyük sermaye İslamcı ideolojinin sermayesi olarak ortaya çıkıyor. İslami sermaye işçi sınıfını yok eder. Toplumu köleleştirir. Sendikalar, grev hakkı, işçi sınıfının insan hakları ortadan kalkar. Bu haklar bakımından, tarihsel büyük sermaye cenahında da sorunlar var. Ama işçi sınıfı yasal planda bu sermaye ile mücadele edebilir.”

Sonra da ne demek istediğimi açıklamıştım:

Geleneksel büyük sermaye, Cumhuriyetle birlikte, türlü biçimde oluşmuş ve TÜSİAD tarafından temsil edilen “İstanbul” büyük sermayesi. Bu sermayeyi elinde tutan aileler genellikle merkez sağda yer alan laik ve cumhuriyetçi ailelerdi. TÜSİAD bu özelliğini sürdürüyor. İşyerlerinde çalıştırdıkları işçilerle aralarındaki ilişki “işçi/işveren” ilişkisiyle sınırlıdır. Bu ilişkiyi sendikalar düzenleyip sürdürmekteydi. 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri sendikaların belini kırdı.

Kahramanmaraş ve Kayseri’nin temsil ettiği yeni büyük sermayenin en büyük özelliği dindar, İslami bir sermaye olmasıdır. “Paranın dini, imanı yoktur!” derler ya, siz bakmayın!

Yeni liberallerin peygamberi Max Weber, “Protestan Etik ve Kapitalizmin Ruhu” diye bir kitap yazmıştır. Bu nedenle ABD’den, Fransa’dan bir yığın sosyolog, gazeteci geldi. Müslümanlar Protestan sermayenin özelliklerini yerinde izledi. Bu sermayenin en büyük özelliği patronların ve işçilerin görünürde aynı tarikata mensup kişiler olmaları. Bu nedenle işçi, patronla aynı tarikattan oldukları için kendini, işyerinde emeğini satan bir işçi olarak görmüyor. Böyle görmediği için de “işçi sınıfı bilinci”nden yoksun kalıyor ve köleleşiyor.

Bu durum, Japonya’da vardı ve var: İşçi ve patron aynı ailenin bireyleriydiler sanki. Patron ailenin babasıydı. İşçi, çırak olarak başladığı işyerinden emekli olurdu. Şimdi Japon firmaları işçilerini, 20 bin, 20 bin işten çıkartıyor. Böyledir kapitalizm, sağısolu, sadakati yoktur.

Kıssadan hisse: İşçi sınıfı laik olmak ve laik kalmak zorundadır!

* 1 Mayıs 2012

Yazarın Son Yazıları

Gündelik hayat ve kuralları

Uzun süredir, gündelik hayatın türlüsüyle, sağlık işleriyle, bilgisayarımla, internetle, telefon santralcılarıyla, sekreterlerle başım hiç de hoş değil.

Devamını Oku
05.10.2025
Yürrü kerreste müdürü

Mersin’de, çocukluğumda, o zamanlar adı Bozkurt olan caddenin üzerindeki Büyük Çıkmaz Sokak’ta (artık çıkmaz değil) otururduk.

Devamını Oku
03.10.2025
Düşman bile yapmaz

Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, doğal zenginlikleri ve tarihi mirasıyla dünya çapında ilgi gören Muğla’nın, rant uğruna tehdit altında olduğunu söyledi.

Devamını Oku
30.09.2025
Müslüman birey yoktur*

Defterlerimden birine yazdığım ancak kaynağını yazmayı ihmal ettiğim alıntı şöyle...

Devamını Oku
28.09.2025
Zırva tevil götürmez (2)

Zırvalıkla ilgili ilk yazıyı 29 Ağustos 2025 günlü Cumhuriyet gazetemizde yayımlamıştım.

Devamını Oku
26.09.2025
RTE ne yapmak istiyor?

Basından bir haber: “Kabine toplantısı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Beştepe’deki sarayında toplandı. Saat 14.30 sıralarında başlayan ve iki saat süren toplantıda, PKK’nin sembolik silah bırakma töreni ve Meclis’te komisyon kurulması çalışmalarıyla devam eden süreç, orman yangınları ve Gazze gibi başlıklar görüşüldü. Toplantının ardından konuşan Erdoğan, CHP’ye seslenerek ‘Siyasette pek çok şeyin kazası olur ama süreci yokuşa sürmenin affı olmaz. Süreç, özellikle ana muhalefet partisi için geçmiş günahlarına kefaret olabilecek bulunmaz bir fırsattır’ dedi.”

Devamını Oku
23.09.2025