Sözde ‘asgari ücret’, gerçeğinde geçim ücretimiz
Şükran Soner
Son Köşe Yazıları

Sözde ‘asgari ücret’, gerçeğinde geçim ücretimiz

03.12.2022 05:00
Güncellenme:
Takip Et:

İnanın eksiği vardır fazlası yoktur. 1966’dan günümüze asgari ücret üzerinden yazmak gereğini duyduğumuz yazıların bilimsel verileri de içinde barındıranlarını haber, dizi, köşe yazılarının arşivlerimiz üzerinde taramasını yapmaya kalkışsam yüzleri geçmiş belki de binleri bulmuştur. Oysa uluslararası ilişkilerimizde yabancı sendikacılar ile ne zaman bir araya gelsek, asgari ücret üzerinden dertlerimizi anlatmaya çalışsak, nezaketen dinlemiş olsalar bile dertlerimizi doğru dürüst kavrayamamışlardır. Özeti dünya sendikacılık örgütlenmelerinin ne böyle bir gündemi ne de sorunu olmuştur.

Bıkkınlıktan, derdimizi bizim kamuoyumuzu unutun, işçilerimize bile anlatamamış olmaktan bıkkınlık içinde, kim bilir kaçıncı kez “Umarım bu son yazdığım yazı olur” dileğimi hâlâ tutturamamış olduğumu bu satırlarla okumaya başlamış bulunuyorsunuz. Sizin belki de ilk kez okuyacağınız, çoğunluk Cumhuriyet okurunun yaşayarak bildiği gerçeklerin cümleleri, bazen bir gün içinde bile kim bilir kaç kez aynı çerçevelerde vurgulanır durur. Ülkemiz çalışanları, sendikal haklarda en güçlü kazanımlarını elde ettikleri yıllarda bile 1960’lı yılların ikinci yarısında da büyük çoğunluk olarak asgari ücret alarak yaşamlarını sürdürmeye mahkûmdular.

Ne var ki o yıllarda ülkemiz insanlarının tümü için yaşam hakkı hele de yaşamın her alanına dönük insan hakları dünya ölçeğinden bile daha ileriye bir yerlere sıçrayabilmiş olduğundan insanca yaşayamamak gibi bir gerçeklik ile yüz yüze değildik. Üstüne üstlük 2000’li yıllardan sonra büyüğümüz kuşaklarımızın en iyi eğitimli, bilge olanları bile 1950-60 arasında yaşananlar üzerinden çok ağır aldatıldıkları için, Adnan Menderes liderliğinde gerçek bir demokrasi yaşanmış olduğu yalanlarıyla bilinçaltlarının doldurulduğundan da habersizler.

***

Sivil diktatörlükle suçlanan CHP iktidarını yıkan, efsane demokrasiyi getiren DP iktidarı düşünü görmenin ötesinde, gerçek Amerikan emperyalizminin gerçek bir tuzağı olan Menderes’lerin idamlarının vahşetini çok haklı unutamayacaklardır. Emperyal tuzak, Yassıada’da açtırılan davaların haksız, huksuz, Türkçesi “rezil” iddianamelerinin içeriğindedir. Demokrasiyi getiriyor umudu ile patlamış oylarla iktidara gelen DP, hemen ilk yılın icraatları ile siyasal İslamın, tarikatların en kirlilerinin önünü açarak, giderek azgınlaşan sivil diktatoryal yapıya dönüşmüştür.

Kolejlerde alınan eğitim insanlığa dönük kültüre, senteze dönüşmemişse en kirli toprak ağalığının egemenliği, güdümüne geçmiş demektir. Özetle Amerikan ideolojisine bağımlı ilişkileri içinde 1952’de Türk-İş’in kurulmasının önünü açmış Menderes, birkaç yılın içinde kendine bağımlı, güdümlü yandaş sendikacılığın egemen olmasına, sendikal hakların rafa kaldırılmasını kolayca sağlayabilmiştir. Sonraki yıllar ne yazık ki Albay Türkeş’in sesi ile duyduğumuz, albaylar cuntası darbesinin gelmesi olacaktır. Oysa ülkenin Cumhuriyet değerleri, Mustafa Kemal Atatürk devrimciliği ile kazanılmış birikimleri çok başka noktalara varmıştır.

Sonuç olarak 1960 ülkenin Cumhuriyet kazanımlarındaki sıçramalarla gelinmiş toplumsal birikimlerin bileşkesi olarak 1960 Anayasası, 1963 yasalarının tümünün bileşkesinde, düşünce özgürlüğü önceliğinden başlayarak sendikal haklar kazanımlarına, tüm toplumsal, siyasal örgütlenmelerin kazanımlarını birleştiren yasaları ile dünya ölçeğinde hak kazanımlarında 1970’li yıllarda gözlenen kimi kayıplara karşın, ülkemizde gelişmeler patlamasını getirmiştir.

***

Özeti o yıllarda bile ücretlilerimizin çoğunluğu asgari ücrete bağımlıyken, kamu çalışanları ile sendikalı işçilerimiz en ilerilere sıçramışken açlık travmasının yaşanması söz konusu olmamıştır. Sonrası yılların gelişmeleri, hele de günümüze yaklaştıkça travmatik sorunların patlamalarını üretme yarışıdır. Asgari ücretin ülkemiz çalışanlarının yüzde 80’lerinin üzerinde bir oranı için, yaşam ücreti olduğu gerçeğiyle yüz yüzeyiz. Sabahtan akşama ne olabileceğini tartışmaktan başkaca ne yapabiliriz ki? Ben yine olabilirliğine emin olamasam da yazmak zorunda kalmam üzerinden “Umarım bu sonuncusu olur” dileğimle noktayı koymaktan öte söyleyecek bir söz bulamıyorum. 

Yazarın Son Yazıları

Oğulları, babaları rehin alan vicdan...

Güncel, kişisel bir aileye dönük özel savunma yapmak durumuna düşmek istemiyorum.

Devamını Oku
04.10.2025
Sabahın köründe herkes yaşam derdinin peşinde

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, özel davet eden “dostum Trump” görüşmelerinin kapı arkasının kuşkusuz dedikoduları ağır basacaktır. İlk çıkarımlar, yorumlardan öğrenilebildiği kadarı ile Rusya’dan gelen enerjiden vazgeçilmesi dayatması ağır basmakta. Cumhurbaşkanımızın koşulları içinde; “Midyat’a pirince gidilirken eldeki bulgurun uçup gitmesi” gibi bir tablo ile yüz yüze kalınmış.

Devamını Oku
30.09.2025
Trump’ın cumhurbaşkanı üzerinden Türkiye’yi yönetme programı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın girişimleri, Dolmabahçe görüşmeleri üzerinden gündeme geldiği gerçekliği yalanlanmadı.

Devamını Oku
27.09.2025
Trump’ın ipi ile kuyuya inilir mi?

Sonuçta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın beklediği davetin tarihi de Özel’in önceden duyurduğu doğrultuda Beyaz Saray tarafından dünya kamuoyuna da ilan edilmiş oldu.

Devamını Oku
23.09.2025
Evdeki hesap çarşıya uymuyor

Ülkemiz içindekiler için de geçerli olmak üzere, dünya çapında yaşanmakta olan gelişmelerin bütününe dönük baktığımızda, yaşananları özetlemeye dönük bana en uygun gelen başlığın “Evdeki hesap çarşıya uymuyor” olduğunun altını çizmek istedim.

Devamını Oku
20.09.2025
CHP’ye yargı kıskacı: Vatandaşı çaresiz bırakma düşü

En garip olanı da onlar adına Suriye politikalarında başı çeken, İçişleri Bakanları Hakan Fidan ile tam tersi anlamlar çıkan açıklamalarının sonunu hiç duyamıyoruz.

Devamını Oku
16.09.2025