Ateş Kuşu Semiha Berksoy
Ayşegül Yüksel
Son Köşe Yazıları

Ateş Kuşu Semiha Berksoy

24.09.2024 04:01
Güncellenme:
Takip Et:

Semiha Berksoy eşine az rastlanır bir dramatik sopranodur. Onu sahnede gören herkes için derinlikli bir oyuncudur. Tiyatroda canlandırdığı her rolü olduğundan daha cazip kılan bir yorumcudur aynı zamanda. Etkileyici bir ressamdır. Birçok açıdan kendi varlığını, hayatını, çevresini bile bir sanat eserine dönüştüren bütüncül bir sanatçı kısacası. Ruhuyla, bedeniyle, aklıyla aykırı bir kadın. Türkiye’nin opera dünyasında “ilk”lerin, kendi hayatında “mücadele gücü”nün simgesi olmuş şaşırtıcı bir insan. Kendi deyişiyle, bir ateş kuşu.

Bu satırları Dikmen Gürün’ün Şubat 2024’te Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan “Ateş Kuşu Semiha Berksoy” başlıklı kitabının arka kapağındaki tanıtımdan aktardım. Yapıtta bu olağanüstü sanat ve yaşam ustasının tüm özellikleriyle anlatıldığını görüyoruz. 

Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı” oyununun 1964’teki -tarih yazan- ilk yapımını izleyebilmiş bir seyirci olarak, Semiha Berksoy’un yarattığı sahne büyüsünün birinci elden tanığıyım. Oyun, İstanbul’un varoşlarında oluşmuş bir gecekondu semti olan Sinekli’nin merkez alanına açılır. Karşınızda “genel hela” vardır. Semiha, helacı kadın (korobaşı) Şerif Abla rolündedir. Bu müzikli oyunun ilk solo şarkısı onundur. Sanatçı olağanüstü sahne enerjisi ve ustalıklı ses kullanımıyla sizi -daha sahnede ne olup bittiğini anlayamadan- öykünün yüreğine öyle bir mıhlar ki oyunun bir parçası olup çıkıverirsiniz. (Şerif Abla’yı daha sonra pek çok değerli tiyatro oyuncusundan izledim. Hiç biri Berksoy’un yorumundaki vuruculuğa ulaşamamıştır).

KİTAP ÜÇ AÇIDAN OKUMA KEYFİ SUNUYOR

Topraklarımızın en -değişime gebeçetin bir tarihsel döneminde dünyaya gelip (1910), iki dünya savaşını ve Türk Kurtuluş Savaşı’nı içeren koca bir yüzyıla (20. yüzyıl) boydan boya tanıklık etmiş ve yaşamının son aşamalarında (2004) bile üretmiş olan bu sanatçının öyküsünü dillendiren kitap üç bakımdan keyifli bir okuma deneyimi sunuyor. Öncelikle, Semiha’nın Dikmen Gürün’le olan sıcak dostluğu, biyografi tadındaki anlatının her bir satırında yansıyarak sizi de aynı sevgi çemberi içine alıyor. Dahası, sanatçının yaşam öyküsü, ülkemizin ve dünyanın çeşitli kritik zamanlarında bir sanat insanı ve bir kadın olarak verdiği savaşımın anlatımını da içerdiği için, merakla ve coşkuyla izleniyor. Üçüncü olarak da yazar Gürün, yalnız kendi izlenimlerini değil, Semiha ve başkaları tarafından yazıya dökülmüş birçok belgede yansıyan düşünceleri de paylaşıyor okurlarıyla.

Ateş Kuşu Semiha Berksoy” kitabı sanatçının ayrıntılı yaşamöyküsüyle başlıyor. Gürün, Berksoy’u “Bir imparatorluğun küllerinden doğan Cumhuriyetin kızı” olarak tanımlıyor. Öykü, Semiha’nın çocukluktan genç kızlığa, “seyirden sahneye”, “hayalden gerçeğe”, Nâzım Hikmet’le paylaştığı yaşantılara uzanan ilk dönemden geçerek, İstanbul’da “Lüküs Hayat”tan, İran Şahı Rıza Pehlevi’nin başkent Ankara’yı ziyareti nedeniyle Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği üstüne hazırlanan ilk Türk operası “Özsoy”a, Berlin’deki eğitim sürecine, Ankara yıllarından savaş ortamındaki Berlin’e ve sonra Viyana’ya ulaşarak sürüyor. “Sanatın yaşamdan daha uzun olduğu” gerçeği Semiha’nın yapıtlarının, 2004’teki ölümünden sonra da yer aldığı sergiler belirtilerek vurgulanıyor.

BELGESEL DEĞER TAŞIYAN METİNLER KİTABI ZENGİNLEŞTİRİYOR

Kitabın ikinci bölümünde ise belgeler yer alıyor. Önce Semiha’nın kendi kaleme aldığı düşünceler, sonra yazdığı ve kendisine gelen mektuplar, ardından yaşamı ve sanatı ile ilgili belgeler ve son olarak da Semiha’nın sanatı hakkında yazılmış metinler. Hepsi de kitabı alabildiğine zenginleştiriyor.

Kitap, basında Semiha üstüne yazılanlar ve sanatçının resimli (fotoğraflı) tarihçesini sunan bölümlerle noktalanıyor. En sonda yer alan “kronoloji”de ise Semiha Berksoy’un yaşam ve sanat serüveninin önemli aşamaları sıralanıyor.

Yaşamını ve sanat gücünü tam verimle değerlendirmiş bir yaratıcının hakkını verirken saygı ve sevgi dozunu kusursuzca dengeleyen, Semiha’nın uzun yaşam deneyimini ilgiyi sürekli olarak ayakta tutan bir bilgi akışıyla belgeleyen yazar Dikmen Gürün’ü yürekten alkışlıyorum.



Yazarın Son Yazıları

Tiyatroların iletişim alışkanlıkları

70 yıllık tiyatro seyircisi ve 50 yılı aşkın süredir aralıksız yazan bir eleştirmen olarak tiyatrolarla iletişim kurma üstüne düşündüğümde geçmiş yılları özlüyorum.

Devamını Oku
23.09.2025
12 Eylül’ün savurduğu sonbahar yaprakları

12 Eylül döneminin tiyatro eleştirisi çoğunlukla sahne olaylarındaki özensizliğe karşı çıkmaktadır. Bu aşamada gazetelerdeki kültür sanat sayfalarının küçülmeye, eleştiri yazılarının azalmaya başladığı görülür.

Devamını Oku
09.09.2025
Ferhan ve Müjdat gündemimizde

Ferhan Şensoy’u 31 Ağustos 2021’de 70 yaşındayken yitirmiştik. Yeni yapılan “Ferhangi Bir Yaşam” belgeseli seyircisiyle buluşmayı bekliyor. Müjdat Gezen ise 82 yaşında ve bir hafta önce hakkındaki soruşturma kapsamında ifade vermeye çağrıldı.

Devamını Oku
26.08.2025
Metin Sözen: Anadolu’yu kucaklamıştı

Değerli bilimadamı Prof. Dr. Metin Sözen’i 1 Ağustos’ta yitirdik. Yaşamını ülkemizin doğal, tarihsel, kültürel değerlerine sahip çıkılmasına adamış, yüce gönüllü bir insandı.

Devamını Oku
12.08.2025
Genco’ya ikinci mektup

Sevgili Genco, Sen gideli bir yıl oldu. Zaman çabuk geçiyor. İlk mektubumda (Cumhuriyet, 13.08.2024) ardında bıraktığın görsel-işitsel belgelerden söz etmiştim: Sanat yaşamın boyunca oluşturduğun sesli kitapları, fotoğraflarınla yorumladığın şiirleri, çevirilerini, plak ve kasetlerinde kayıtlı müzik çalışmalarını...

Devamını Oku
29.07.2025
Memet Baydur’un diyecekleri var

Okuduğunuz başlığı bir başka yazımda da kullanmıştım. Ölümünün üstünden 20 yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına karşın, Memet Baydur’un bizlere diyecekleri sürüyor

Devamını Oku
15.07.2025