Boğaziçi Üniversitesi’nden izlenimler...
Dikmen Gürün
Son Köşe Yazıları

Boğaziçi Üniversitesi’nden izlenimler...

09.02.2021 07:00
Güncellenme:
Takip Et:

Geçen haftalarda (12 Ocak 2021) Cumhurbaşkanı tarafından Boğaziçi Üniversitesi’ne, bu üniversitenin geleneklerine aykırı bir biçimde rektör atanan Prof. Melih Bulu’ya karşı, bir demokratik hak olarak, kampus içinde başlatılan protestoları, ünlü koreograf William Forsythe’in genç dansçılarla gerçekleştirdiği ve hayli etkileyici bulduğum; insan haklarına, demokrasiye dair güçlü söylemler içeren gösterisi “İnsan Yazıyor/İnsan Hakları” adlı çalışması üzerinden okumaya çalışmıştım. Zamana, zemine uygun bir okumaydı bu kanımca.

NEREYE GİDİYORUZ ÜLKE OLARAK?

O günden bugüne hızla tırmandı olaylar. Çığırından çıktı. Gençlerin barışçıl eylemleri ve sorgulamalarının üstüne şiddetle gidildi. Bu doğrultuda ilk adım üniversite kapısına vurulan kelepçe ile olmuştu. Dünyada bir ilk! Bu arada, öğrenciler yerlerde sürüklendi, tekmelendi, dövüldü ve de fişlendiler. TOMA’lar ise Boğaz sahillerinde de halen nöbetteler. Bir Kâbe resmi bahane edilerek “kutsalımız aşağılanıyor” patırtısı koparıldı, öğrenciler rektörlüğe saldıracaklar diye çatılara silahlı polisler konuldu. Hele bu nasıl yapıldı, inanmak zor! Evet, şu günlerde yaşananlara ve bu ülkenin pırıl pırıl gençlerine, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine uygulanan şiddete, tutuklamalara şahit oldukça, onların bizzat Cumhurbaşkanı tarafından “terörist” olarak suçlandıklarını gördükçe, bir grubun cinsel tercihleri nedeniyle aşağılandığını işittikçe “sözün bittiği yerde miyiz” diye sormadan edemiyorum kendi kendime: Hangi çağda ve nasıl bir ülkede yaşıyoruz? Bu ülkenin Cumhurbaşkanı’nın, İçişleri Bakanı’nın, onların emrinde olan çeşitli kademeden yöneticilerin geleceğimizi teslim edeceğimiz bu gençleri kindar söylemlerle nasıl tehdit ettiklerini, polislerin nasıl büyük bir iştiyakla hem Boğaziçili öğrencilere hem de onlara destek veren diğer üniversitelerden gençlere saldırdıklarını izledikçe, okudukça düşünmeden edemiyorum: Nereye gidiyoruz ülke olarak? Şunu da hemen belirtmeliyim; bu süreçte Boğaziçi Üniversitesi’nin akademik kadroları öğrencilerinin arkasında dimdik durdular ve durmaya devam edecekler kuşkusuz.

Ve şimdi de teamüller, daha da önemlisi, yasalar hiçe sayılarak, tepeden inme ya da akşamdan sabaha diyelim, iki fakülte kurulduğunu okuyoruz Boğaziçi Üniversitesi’nde: Hukuk ve İletişim. Atanacak hocalarıyla Rektör Bulu’nun arkasında duracak iki fakülte. Olabilir mi böyle bir şey? Bu nasıl bir restleşmedir böyle! Umalım ki yanlışlardan bir an önce dönülsün...

SORGULAMALAR

Yüzümü yine tiyatroya dönüyorum: Edward Bond’un oyunları, yazıları arasında dolaşıyorum aklımda yine bu olaylar. Türkiye’yi yönetenlerin bir karış suda bilinçli olarak kopardıkları fırtınalar... Ne kadar doğru bir genelleme, bir saptama yapmış Bond: “Yönetenlere baktığımızda şiddetin sokaklara taşmasını beklemek olağandır” diye... Üniversite kampusunda, sokaklarda öğrencilere karşı uygulanan polis şiddeti işte böyle bir saptamanın uzantısı değil midir? Yazar, “Bizler içgüdülerimizle değil, kültürümüzle varız... Kültür insan yapısının mantıksal yaratısıdır, insanın ekonomik, politik, sosyal tüm etkinliklerinin mantıksal bütünüdür” derken sağlam bir toplumsal düzenin gerekleri olan bilimsel, siyasal, ekonomik, sosyal altyapıların geliştirilmediği, eğitimin bilinçli olarak yörüngesinden saptırıldığı toplumlarda önyargıların ve şiddetin iç içe geçmesinin kaçınılmazlığını vurgular. Evet, cehaletin beslendiği, özgürlüklerin kısıtlandığı ortamlarda sorgulamalara belki yer yoktur. Ama nereye kadar? Bu noktada, bir başka tiyatro insanının; Belçikalı yönetmen Guy Cassiers’in yıllar önce yaptığımız bir konuşmadaki sözlerine atıf yapıyorum. “Güç ve iktidar metabolizmasını irdeleyen” oyunlar baskıcı yönetimlerin ve kaygan zeminler üzerinde yürüyen ilişkilerin yaman bir sorgulamasıdır...

Yazarın Son Yazıları

Ses Tiyatrosu ve Beyoğlu çağrışımları...

Geçtiğimiz günlerde ENKA Sanat sponsorluğunda Porte Film yapımı olarak hayata geçen; yönetmenliğini Selçuk Metin’in, senaristliğini Zeynep Miraç’ın, görüntü yönetmenliğini Emre Okur’un ve müziklerini Cem Öğet’in yaptığı Ferhangi Bir Yaşam belgeselini izledik ENKA Açık Hava Tiyatrosu’nda.

Devamını Oku
30.09.2025
Seçkin bir kalem: Seçkin Selvi

Ödülün benim için önemli olan ikinci anlamı da sosyal yaşamın her alanında var olması gereken eleştirinin, Demokles’in kılıcına hedef olan bir siyasi kimlik kazandığı günümüzde, eleştirinin ve eleştirmenin onurlandırılmasıdır. Onurlandım, gururlandım, çok teşekkür ederim.

Devamını Oku
16.09.2025
Ferhan Şensoy gideli beri...

31 Ağustos 2021: Ferhan Şensoy’un aramızdan ayrıldığı tarih. O gideli beri sıklıkla bugün aramızda olsaydı, ülke olarak içine düştüğümüz bu kaosu acaba nasıl yorumlardı diye düşünürüm.

Devamını Oku
02.09.2025
Robert Wilson: Geriye dönüp bakmak

31 Temmuz 2025’te, dünyanın sayılı tiyatro insanlarından biri olan yönetmen Robert Wilson New York’ta yaratıcı çalışmalarının tohumlarını attığı, genç sanatçılara alan açtığı Water Mill Center’da, evinde vefat etti.

Devamını Oku
05.08.2025
Sevda Şener Hoca’ma saygı ve sevgi ile...

Prof. Dr. Sevda Şener 22 Temmuz 2014 tarihinde, 86 yaşında vefat etti.

Devamını Oku
22.07.2025
Bu nasıl bir ortam?

“Saygı” sözcüğünün içerdiği anlamlar, kapsadığı alanlar yok oluyor sanki birer birer. Başka ne olması beklenir ki zaten böylesi karanlık bir ortamda?

Devamını Oku
08.07.2025