Neler oluyor bize?
Dikmen Gürün
Son Köşe Yazıları

Neler oluyor bize?

11.06.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Evet, neler oluyor bize? Neler oluyor bu güzelim ülkeye? Ekonomik kriz tavan yapmış durumda. Eğitim sistemi ise yerlerde sürünüyor. “Dini değerler” diye mangalda kül bırakmayanlar bir de bakıyorsunuz ÇEDES projesi kapsamında camilerin içinde çocuklara çuvalla zıplama yarışı yaptırıyor, bovling vs. oynatıyorlar. Bu mudur “Çevreme duyarlıyım. Değerlerime sahip çıkıyorum” olayı? Yoksa, yine camilerde ilkokul çocuklarına maket kuzucuklar üzerinde nasıl kurban kesileceğini öğretmek midir? Ya da maket mezar taşları karşısında ağıt yaktırmak mıdır? Olabilir mi böyle bir şey? Umarım küçücük çocukların eline bıçak tutturan ana babalar türemez bu bayramda... Yeterince kana bulanıyor zaten şehirler acemi kasaplar tarafından her Kurban Bayramı’nda. Andımız’ı okullarda yasaklayanlar ilkokul çocuklarına kurban kesme, mezar başında ağlama dersleri veriyor!

Öte yandan küçücük kızlar kara çarşaflara büründürülerek medrese eğitimine tabi tutulabiliyorlar. Yasak değil mi medreseler? Yasak... Ama dinleyen kim? Nerede kaldı laik eğitim? Laik eğitim demişken imamlar yine ÇEDES kapsamında okullarda derslere girebiliyorlar. Neden? Dini değerlere saygı ve sevgi böyle mi aşılanır? Böylesi akıl almaz ve bilinçli olarak yapılan yanlışlar üzerine yazılıyor, çiziliyor ve de çiziliyor yazılıyor ama değişen bir şey yok. Eskilerin deyişiyle “İmam bildiğini okuyor.”

ŞİDDET VE VAHŞET

Peki, ya arkası kesilmeyen cinayetler? Her hafta kadınlar katlediliyor. Birbirlerinin tamamlayıcısı olan vahşet ve şiddet kol geziyor Türkiye’nin her köşesinde. Tazecik kızlar, kadınlar, analar öldürülüyor bu ülkede. Küçücük çocukların ırzlarına geçiliyor bu ülkede. Ve de gençler intihara sürükleniyorlar... Son 20 yıldır adım adım tırmanan bir şiddet fırtınası her yanımızı sarmış durumda. Söz cinayetten açılmışken turistlerin korkması (tabii ki palavra) ve de kuduz gibi bahanelerle sokak köpeklerinin öldürülmeleri projesi ise kan donduran bir başka olay. Gizli bir el başlamış zaten bu katliama geçtiğimiz günlerde. Okuduğuma göre bir kentte 20 köpek zehirlenerek öldürülmüş bile! Kim hesap soracak ve kim hesap verecek? Arkası gelecektir bu vahşetin. Orada, burada, şurada acımasızca yavru sokak köpeklerini, kedileri öldüren sözde bireylere, insan müsveddelerine ne demeli? Küçücük hayvanların bile ırzlarına geçen cinsel sapkınlara ne demeli? Yapılması gereken sokakta yaşayan dostlarımızı uyutarak öldürmek değil, yaşatmaktır. Kimsenin hakkı yok onların yaşam haklarını ellerinden almaya. Kimse kimseye roman yazmasın bu konuda. Ama insanları eğitmek de bir zorunluktur.

ÇÖKÜNTÜ İÇİNDE OLMAK

Biz böyle bir toplum değildik. Bir yanda ekonomik kriz, bir yanda eğitim düzeyinin giderek yerlerde sürünmesi, adalet mekanizmasındaki zaaflar, hukuk sistemindeki erozyon ve tabii ki sınırların kevgire dönmüş olması çekiyor bizi ülke olarak aşağılara doğru...

Sonuçta bir çöküntü içindeyiz ülke olarak; evrensel değerlerin uzağına düşüyoruz giderek. İnsanı endişelendiren, düşündüren, ürküten bir durum. Bu noktada yüzümü bir kez daha Atatürk’e dönüyorum. 27 Ekim 1932’de yaptığı bir konuşmada şöyle demiş: “Toplumu günümüz icaplarına göre ilerletmek için ilim ve fen lazımdır. İlim ve fen teşebbüslerin merkezi, uygulamaları ise mekteptir. Mektebin vereceği ilim ve fen sayesindedir ki Türk ulusu sanatı, iktisadiyeti, şiir ve edebiyatı, bütün mükemmel ve yeni şeyler ile inkişaf eder. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur.” Evet, dünyanın saygın ülkeleri ilim ve bilim evliliğini doğru kurgulamış, sindirmiş ülkeler. Yine Ata’mızın üzerinde durduğu “kültür” meselesine gelince; kültür çoğulcu bir kavram olarak eğitimden bilime, sosyal yaşama, sanata, dine pek çok disiplinin bir araya geldiği bir bütün. Bu bütünün altındaki temel direklerin birtakım politik çıkarlar nedeniyle çekilip alınması toplumu her anlamda ve alanda yıpratıyor. Eğitimin bağnaz yöneticiler tarafından yokuşa itilmesi tutucu yapılanmaların belli alanlara odaklanmalarını hızlandırıyor ve beraberinde şiddetin her türlüsü giderek tırmanıyor ne yazık ki. Yine de umudumuzu kesmeyelim yarınlardan...

Yazarın Son Yazıları

Ses Tiyatrosu ve Beyoğlu çağrışımları...

Geçtiğimiz günlerde ENKA Sanat sponsorluğunda Porte Film yapımı olarak hayata geçen; yönetmenliğini Selçuk Metin’in, senaristliğini Zeynep Miraç’ın, görüntü yönetmenliğini Emre Okur’un ve müziklerini Cem Öğet’in yaptığı Ferhangi Bir Yaşam belgeselini izledik ENKA Açık Hava Tiyatrosu’nda.

Devamını Oku
30.09.2025
Seçkin bir kalem: Seçkin Selvi

Ödülün benim için önemli olan ikinci anlamı da sosyal yaşamın her alanında var olması gereken eleştirinin, Demokles’in kılıcına hedef olan bir siyasi kimlik kazandığı günümüzde, eleştirinin ve eleştirmenin onurlandırılmasıdır. Onurlandım, gururlandım, çok teşekkür ederim.

Devamını Oku
16.09.2025
Ferhan Şensoy gideli beri...

31 Ağustos 2021: Ferhan Şensoy’un aramızdan ayrıldığı tarih. O gideli beri sıklıkla bugün aramızda olsaydı, ülke olarak içine düştüğümüz bu kaosu acaba nasıl yorumlardı diye düşünürüm.

Devamını Oku
02.09.2025
Robert Wilson: Geriye dönüp bakmak

31 Temmuz 2025’te, dünyanın sayılı tiyatro insanlarından biri olan yönetmen Robert Wilson New York’ta yaratıcı çalışmalarının tohumlarını attığı, genç sanatçılara alan açtığı Water Mill Center’da, evinde vefat etti.

Devamını Oku
05.08.2025
Sevda Şener Hoca’ma saygı ve sevgi ile...

Prof. Dr. Sevda Şener 22 Temmuz 2014 tarihinde, 86 yaşında vefat etti.

Devamını Oku
22.07.2025
Bu nasıl bir ortam?

“Saygı” sözcüğünün içerdiği anlamlar, kapsadığı alanlar yok oluyor sanki birer birer. Başka ne olması beklenir ki zaten böylesi karanlık bir ortamda?

Devamını Oku
08.07.2025